up
ara
Mehmet

Mehmet

@yoldas

Bir zamanlar Kaliforniya, Meksika'ya, toprakları da Meksikalılara aitti. Sonradan yalın yapıldak bir sürü aç gözlü Amerikalı, kalktı,buraya akın etti. Öylesine toprağa susamışlardı ki, hemen çaldılar toprakları. Sutter'in, Guerro'nun toprağını çaldılar. Toprağı kiraladılar, sonra üstüne yattılar,anlaşmayı bozdular, bu topraklar için kavgalar, dövüşler etti o gözüpek, aç insanlar. Çaldıkları toprağı silahla korudular. Evler kurdular, ambarlar yaptılar, toprağı altüst edip ekinler ektiler. Bütün bunlar onların malıydı. Bu sahiplenme de, mülkiyet demekti.
Meksikalılar hem zayıftı, hem de toktu. Karşı koyamadılar. Çünkü onlar dünyada hiçbir şeyi, bu Amerikalıların toprağı istediği kadar çok istemiyorlardı.
Derken zamanla bu göçmenler göçmenlikten çıkıp mal sahibi sayıldılar; çocukları büyüdü, onlar da topraklar üzerinde çocuk sahibi oldular. Açlıkları yok oldu. O içlerini kemiren, parçalayan toprak açlığı yok oldu. Toprak, su, üzerinde iyi bir gökyüzü, toprakta yeşil bitkiler, şişen, büyüyen kökler...bu gibi şeylere duyulan açlıktan geriye pek bir şey kalmadı. Bütün bunlar öylesine onların olmuştu ki, artık farkına varmıyor, görmüyorlardı bile onları. Zengin toprağı, onu süren pırıl pırıl saban bıçağını, ekilecek tohumu, kanatlarını havaya savurup duran yeldeğirmenini özlemiyorlardı bağırları parçalanırcasına. Kuşların cıvıldaşmasını dinlemek için karanlıkta yataklarından kalkmaz oldular. Evin çevresinde uğuldayan rüzgârı dinleyip şafağı beklemeye de kalkmaz oldular. Kayboldu gitti bütün bunlar. Ürünler dolarla ölçülmeye başladı, toprak da, anapara ve faizle. Ürünler daha ekilmeden önce alınıp satılır oldu. O zamanlar kötü rekolte, kuraklık, sel gibi şeyler hayatın birer küçük felaketi olmaktan çıktı, yalnızca para kaybı haline dönüştü. Tüm sevgileri paranın etkisiyle inceldi, tüm sağlamlıkları faizin etkisiyle tavsadı, sonunda çiftçi olmaktan çıktılar, ürünlerin satıcısı oldular. Malı yapmadan önce satmak zorunda olan birer küçük üretici haline geldiler. Derken iyi tüccar olmayan arazi sahipleri, topraklarını iyi tüccar olana kaptırdılar. İnsan toprağı işlemekte, ürün yetiştirmekte ne kadar usta, bu işe karşı ne kadar sevgi dolu olursa olsun, eğer aynı zamanda iyi tüccar değilse,tutunmasına olanak yoktu. Zaman geçtikçe çiftlikler işadamlarının malı oldu, boyutları büyüdü, sayıları azaldı.
Ondan sonra çiftlik bir sanayi olmaya başladı. Toprak sahipleri gerçi farkında değillerdi ama, eski Roma yöntemini uyguluyorlardı onlar da. Dışarıdan köle ithal ediyor, yalnızca onlara köle demiyorlardı. Çinli, japon, Meksikalı, Filipinli. Bunlar sırf pirinçle ve fasulyeyle belenir, diyorlardı işadamları. Fazla şeye ihtiyaç duymazlar. Çok para versek fazlasını ne yapacaklarını şaşırırlar. Baksanıza, ne biçim yaşıyorlar! Ne yediklerine bakın hele şunların! Diklenmeye başlarlarsa, sınır dışı ediverirsin, biter gider.
Bu arada çiftlikler habire büyüyor, sahipleri azalıyordu. Artık bu yörede acınacak kadar az çiftçi kalmıştı. İthal edilen serfler dövülüyor, korkutuluyor, aç bırakılıyor, sonunda bir kısmı evine dönüyor, bir kısmı hırsa kapılıyor, o zaman ya öldürülüyor, ya da ülkeden atılıyorlardı. Çiftlikler genişlemeye, sayıları azalmaya devam ediyordu bu arada. Ürünlerde değişti. Tahıl tarlalarının yerini meyveler aldı. Ağaçların altlarına tüm dünyayı doyurmaya yetecek kadar sebze ekildi: marul, karnabahar, enginar, patates, yumuşak saplılar. İnsan orağı, sabanı, tırmığı kullanırken ayakta durur ama, sıra marula geldi mi, sıralar arasında böcek gibi emekleye emekleye çalışmak zorundadır. Pamuk sıraları arasında dolaşırken sırtı bükülür, uzun torbasını peşi sıra çekmek zorunda kalır. Karnabahar tarlasını geçerken günahkârlar gibi diz çökmesi gerekir.
Sonunda mal sahipleri artık kendi çiftliklerinde çalışmaz oldular. Kâğıt üstünde çiftçilik yapıyorlardı. Toprağı unuttular. Kokusunu, verdiği duyguyu hep unuttular. Yalnız oranın sahibi olduklarını hatırlıyorlardı. Onunla para kazanıp kaybettiklerini biliyorlardı. Çiftliklerden bazıları öyle çok büyüdü ki, bir tek adamın hafsalası almaz oldu artık. Faizleri, kârları ve zararları takım takım muhasebeciler hesaplamaya koyuldu, kimyagerler toprağın testini yaptı, onu zenginleştirmeye uğraştı, vardiya başları tutulup bitki sıraları arasında emekleyen işçilerin dayanabildikleri kadar hızlı çalışmaları sağlandı. O zaman bu tür bir çiftçi gerçek anlamda üretici, yaptığı işte ambar yönetmek oldu. Adamlara para veriyor, sonra onlara yiyecek satıyor, verdiği parayı bu yolla geri alıyordu. Bir süre sonra onlara hiç para vermez oldu, muhasebe işlemlerinden tasarruf sağladı. Bu çiftlikler yiyeceği krediyle, veresiye veriyorlardı. İşçi bir yandan çalışıyor, bir yandan yemeklerini yiyor, sonunda iş bittiği zaman belki de kendini şirkete borçlu buluyordu. Toprak sahipleri de artık çiftlikleri işlememekle kalmıyor, birçoğu ömürlerinde bile görmüyorlardı sahip oldukları toprakları.

Sel Yayınları - 284, 285, 286

Çiftlikler büyüdükçe sahipleri azalıyordu. Geri kalanlarsa fabrikalarda, tarlalarda, ürettiklerinin kölesi oluyordu.
ataç ikon Gazap Üzümleri
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum