up
ara

özgür özer

"Uçmak istiyorsan seni aşağıya çeken her şeyi bırak"
özgür özer

özgür özer

@ronin

ben buradayım, sen neredesin?
Oğuz Atay’ın takıntılı kahramanlarının buhranlarını ve iç çekişmelerini anlattığı öyküler kitabı.

Göreceli olarak zeki ve farkındalık sahibi kahramanların takıntılı ve miskin karakterlerinden dolayı hayatta başarıyı yakalayamaması öykülerin temelini oluşturuyor. Beyaz mantolu adam’la Atay’ın iç dünyasına çarpıcı bir giriş yapıyorsunuz. Unutulan ise içinizde bir burukluk yaşamanıza neden oluyor. İlerleyen öykülerde ise biraz sinir bozukluğu yaşamanız işten bile değil. Babama mektup karakterin “Oğuz Atay ‘in demek daha doğru olabilir “ ne kadar yadırgasa da babası ile benzeştiği noktalara parmak basması açısından önemli bir öykü. Asıl çarpıcı olan öykü ise kitabın sonunda karşımıza çıkıyor. Hapsedilmiştik, elimizde olmadan çevremizdeki değişim ve birşey yapamayışın aciziyeti içinize işliyor. En sonunda yazar karakterin ağzından bize “ben buradayım sen neredesin sevgili okur” diyerek sitemini dile getiriyor.

Bireylerin başarısızlıklarının sadece kişiye yüklenecek bir sorumluluk olmadığını, toplumunda üzerine düşeni yapması gerektiğini zaman zaman ince bir tebessüm çoğu zaman ise kaygılı gözlerle satırlar arasında yakalayabiliyorsunuz.
ataç ikon Korkuyu Beklerken
kitaba 8 verdi
9 beğen · 8 yorum
iremşanti (@iremsanti)
Bir türlü başlayamadığım kitap ?
21.06.18 beğen 1 cevap
Desert Rain (@seaa)
@iremsanti ismini kremşantidenmi esinlenmişler?
21.06.18 beğen 1 cevap
özgür özer

özgür özer

@ronin

bir yumruğun gücü beş parmağın birleşiminden gelir
yengeç konseveleme gemisi proleter bir uyanışın kitabı. birinci dünya savaşı sonrasında elde edilen ganimetlerin arasında ruslara ait savaş gemileri bulunmaktadır. bu gemiler yüzen fabrikaya dönüştürülerek yeni bir sömürü düzeni oluşturulmuştur. gemiler tam anlamı ile gemi kabul edilmedikleri için deniz hukukundan muaftır aynı zamanda fabrika olarak da görülmedikleri için ticari hukuk işlememektedir. borç içinde yaşayan japon çiftçilerin yoğun olduğu fakir halkın sömürülmesi için sermayedarlar için bulunmaz bir nimet olarak görülür.

gemide ağır şartlarda çalıştırılan 400 civarı denizci, miço ve teknik eleman için hayat hiç kolay değildir. bir şekilde bu duruma dur demenin gerektiğini bilmelerine rağmen nasıl birlik olacaklarını bilemedikleri için bir avuç insan karşısında ezilmeye devam etmektedirler. sürekli olarak milli duyguları isyan etmemeleri için sömürülür ve korkuyla karışık bir bezginlik halleri mevcuttur. ancak durum aralarından birisi öldüğünde farklı bir yola girer ve yaşamak istiyorlarsa bir şeyler yapmaları gerektiğinin ve bunu birlik olarak başaracaklarının ayrımına varırlar. yinede bu hiç kolay olmayacaktır. çünkü 40 kişiyi bir düşünce altında toplamanın zorluğu ile yüzleşmişlerdir.

takici kitabında kapitalist sistemin işçiye bakışını yalın ve sade bir dille anlatmıştır. aynı zamanda işlerin bu durum karşısında ki tek engelinin sadece korku ve sürekli sömürülen mili değerleri olduğunun altını çizmiştir.
4 beğen · 0 yorum
özgür özer

özgür özer

@ronin

bir çiftin birbirini tanıması için ne kadar süre gereklidir, peki bir kişinin kendisini tanıması için ne kadar süre yeterlidir. 20 yıllık evli çiftimiz iletişim sorunu yaşamaktadır ve birbirlerine söyleyemedikleri şeyleri günlükleri ile anlatma gayretine düşerler. bunu yaparken kendileri hakkında da daha önce farkına varmadıkları yönlerini keşfederler.

okuması zor, inişli çıkışlı bir kitap anahtar. bazı yerlerde kitabı bırakmak isterken bazı bölümlerde ise merakınıza yenik düşüyorsunuz. ancak belirtmem gerekirse iki kişinin sadece birbirleri ile direk iletişime geçemediği için bu kadar entrikaya girmeleri ve paranoyaya kapılmaları biraz sağlıksız geldi bana. diğer yandan ise bu paronaya olmasa böyle bir öykünün ortaya çıkması mümkün değil. zaman geçirmelik yer yer eğlenceli, yer yer sıkıcı, ilişkiler konusunda gündelik olmaktan çıkmış güzel bir anlatı.
ataç ikon Anahtar
kitaba 7 verdi
2 beğen · 0 yorum
özgür özer

özgür özer

@ronin

ya bizdensin ya da pis bir böceksin
kafka'nın yerinde sistem ve toplum eleştirisini anlatan güçlü bir hikaye. kısa olmasına karşın içi bir ömre yayılacak kadar dolu bir kitap.

öykü daha ilk sayfada çarpıcı bir giriş yapıyor. gregor samsa'nın çaresiz durumunu görmezden gelerek işe gitmesi gerektiği fikrine kapılması içselleştirilmiş köleliğinin can sıkıcı durumu. müdürünün daha 1 saat geçmemiş olmasına karşın evine gelmesi sistemin bireylere yaptığı baskının tezahürü.

gregor'un köleliği sadece ailesinin borçlarına karşı çalışma zorunluluğu hissettiği işiyle sınırlı kalmıyor. ailesinin bu duruma uyarak kendini patronlarının emrine vermesini başarı olarak görmesi evin içinde de başka bir köleliğin devam etmesi gibi. "cehennem iyi niyet taşları ile döşenmiştir" sözünde olduğu gibi aile gregor'a yıllardır yaşadığı cehennemin gerekliliğini ve bununla gurur duyduklarını dile getirerek bu kölelik halini normalleştirmiştir.

hikaye gregor'un ailesinin istediği bu normalleştirilmiş kölelik halinden çıkışının metoforik anlatımı üzerine kurulmuş. başta bu durum yeniden kendi normlarına dönmesine karşın bir umut beslerlerken daha sonra umut kaybolunca artık ondan kurtulmak istemelerine kadar varmıştır. toplumun ve ailenin bu köhne varoluş hali günümüzde de devam ettiği için öykü hala güncelliğini korumaktadır. sistemin size çizdiği çizginin dışına çıktığınız anda toplumun geri kalanının gözüne bir böcekten farkınız olmadığını iyi bir anlatıcı özelliği ile biz okuyucuya başarılı bir şekilde aktarmış kafka.
ataç ikon Dönüşüm
kitaba 9 verdi
11 beğen · 1 yorum
Hayata Gülümse (@hayataagulumse)
Güzel inceleme ?
19.05.18 beğen 1 cevap
özgür özer

özgür özer

@ronin

sekizinci gün seni sen yapan şeyi öğreneceğin gün.
kan bağı olmasa da birbirleri ile bir bağı olan iki kadının farklı zamanlarda benzer hatalara düştüğü bir öykünün iyi ki okudum dediğim romanı.

kiwako deliler gibi sevdiği adamın yalanlarına mantığını kapatmış ve ilerisi için büyük fedakarlıkta bulunmuş bir kadın. sevdiği adamın kendisini yalanlarla oyaladığının farkında mıydı, yoksa bunu fark edemeyecek kadar körlük mü yaşıyordu bilemeyiz. ancak bu kişi için aldığı kararlar onu karakterinin tamamen zıttı olan bir suç işlemeye yönlendirecek kadar fütursuzca hareket etmeye yönlendirir. o artık artık sahip olamayacağını düşündüğü şeyi korumak adına kaçak bir konumda ki çaresiz bir anneden başka bir şey değildir.

erika'nın (kaoru) ise aynı hataya bile bile düştüğünü ancak yine de aldığı kararlar ile başka bir yol izlediğini görüyoruz. yine de iki karakteri bağlayan ortak bir geçmiş, hayatlarının kesiştiği bir nokta hikayenin omurgasını oluşturmuş. bu birçok başka hayatı allak bullak eden bir dönemin hikayesi. okuyucu bir yandan kiwako'nun işlediği suç için ona kızmalı mı yoksa ona hak mı vermeli diye ikileme düşüyor. günlük hayatımızda benzer bir hikaye ile karşılaşsak karakterler için ilk izlenimlerimiz romanın arka planını oluşturan japon halkı gibi mi olur yoksa okuyucu olarak karşılaştığımız bu hikayede ki gibi bir empati mi duyarız bu kitabın bize sunduğu önemli bir paradoks.

kakuta bu romanda bizi biz yapan şeylerin aldığımız kararların bütünü olduğunu, neden sorusunun ise öyle olması gerektiği için olduğu fikrini bize anlatmaya çalışmış. biraz ağır ama severek okudum. okumayı düşünenler için umarım benim aldığım keyfi alırlar niyetini paylaşıyorum.
2 beğen · 0 yorum
özgür özer

özgür özer

@ronin

bazı insanlar için özgürlük dört duvarın içindedir
akşam yemeği sırasında zehirlenerek katledilen bir aile ve bu katliamdan sağ kalan üç aile bireyi. constance evin büyük kızı ve katliamda şüpheli görülmesine karşın aklanmış kişi, marricat evin küçük kızı geniş bir hayal gücüne sahip, julian ise zehirli şekerden yemesine rağmen sağ kurtulan ve artık bunamaya başlayan tekerlikli sandalyeye mahkum tek kişi.

bu üç insanın tek istedikleri dış dünya tarafından rahat bırakılmak. agorafobi ile alakalı akıcı bir anlatım. bir ailenin kendine ait sırları, kasabalıların bilinemeyene karşı olan korkusunun nefrete dönüşmesi ile toplum psikolojisi hakkında çarpıcı bir hikaye ile karşımıza çıkıyor jackson.

geçmişiniz ve insanların ön yargısı peşinizi bırakmıyor ve ufak bir açığınızı bekliyor sürekli. dış dünya sizi o kadar korkutuyor ki dışarı çıkmak sizin için imkansız bir hal alıyor. korkularınızda haksız da sayılmazsınız. çünkü bilinemezliğin insanların kalplerine işlediği o nefret tohumları her an size zarar verebilir.
ataç ikon Biz Hep Şatoda Yaşadık
kitaba 8 verdi
3 beğen · 0 yorum
özgür özer

özgür özer

@ronin

kitaplar okundukça artık kitap olmaktan çıkar ve nefes alan bir varlığa dönüşür
hiç severek okuduğunuz bir romanın sonunda hayal kırıklığına uğradınız mı? elinize sevdiğiniz romanların sonlarını değiştirme imkanı geçseydi ne yapardınız? ya da her şey olması gerektiği gibi, o karakter ölmesi gerektiği için öldürüldü mü dersiniz? peki bir romanı roman yapan nedir? onu yazan yazarın kendisi mi yoksa roman gelişen, büyüyen ve yaşayan bir varlık mı?

sonlarını beğenmediği için edebiyata tutkun olmasına rağmen yazarlarına kin güden bir edebiyat profesörü, ileride büyük bir yazar olmak isteyen kızıl bir katalan kadını, 15 yaşında yaşadığı travma nedeni ile konuşma yetisini kaybeden japon bir kadın ve kurbanlarına son anlarında şiir okuyan, şiir tutkunu bir kiralık katilin ortak noktası korkak ve kaçamak sonlarından nefret ettikleri romanlar. bu 4 kişi bir amaç uğruna bir araya gelip eyleme geçme vaktinin geldiğini düşünürler. edebiyata ne kadar tutkunsalar yazarlara karşı o kadar büyük nefret besliyorlar. gerçekten nefret etmekte haklılar mı? kitap bize romanı edebi bir eser yapanın onun içinde barındırdığı karakterler mi yoksa onlara hayat veren yazarlar mı diye sorgulatıyor. bunu en başta hiç alakası olmayan dört karakteri bir araya getirerek yapıyor. yer yer kitabın yazarı bu konuda kendisini de topa tutmaktan çekinmiyor. özellikler baş karakterimiz profesör joaquim'in en sevmediği yazarlardan birisi olarak kendisini tasvir ediyor.

başlarda biraz sıkılsam da ilerleyen bölümlerde kitap sizi giderek içine çekiyor.
ataç ikon Enigma
kitaba 7 verdi
4 beğen · 0 yorum
özgür özer

özgür özer

@ronin

arayıp bulamadıklarımız belkide sahip olduklarımızdır
en iyi öğretmen hayatın ta kendisidir. hermann hesse masalsı anlatımı ile bizi siddhartha ile bir yolculuğa çıkarıyor bu kitabında. hakikatin peşinde genç bir brahman'ın peşinden sürükleniyoruz bizde. gözlerimiz de bilgiye karşı tutku ile yanan yıldızlar, yüreğimizde bilgiye olan özlemin kavruk ateşi.

ama dikkatli olmakta fayda var; aramaya kendimizi fazla kaptırıp bulduklarımızın farkına varamamış olabiliriz belkide. yol bizi o kadar büyülemiştir ki ileriye bakmaktan çevremizi göremeyecek kadar kör olabiliyoruz bazen, ya aslında aradığımızı çoktan bulmuşsak ve bunun farkında değilsek? siddhartha bize her şeyin, herkesin bize öğretecek muhakkak bir şeyleri olduğunu anlatıyor, sadece kibre kapılıp dinlemekten vazgeçmediğimiz sürece öğrenebileceğimiz bilgiler bunlar. bazen bilmenin yetmeyeceğini, tecrübe etmeninde gerekli olduğunu, bilginin aktarılabileceğini ancak bilgeliğin kendimizin edinebileceğimiz bir olgu olduğunu öğreniyoruz bu genç adamla birlikte. bazen bir tüccar, kumarbaz, bedenini para karşılığında satan bir yosmanın da bize öğretecek hayat dersleri olduğunu, küçümsemek yerine onları anlamamız gerektiğini öğreniyoruz.

hayat sürekli akıp duran bir nehir gibidir. kimi yerlerde sakin akar, kimi yerlerde coşkunca sert kayalara çarpar bizi. içinde binlerce yaşam barındırır bir nehir. kimi zaman kollara ayrılır bölünür, tıpkı dostlarımızla ayrıldığımız gibi, ama nihayetinde yeniden bir araya geliriz, eğer ki aynı şeyleri düşlüyorsak. siddhartha bize bir nehirden dahi birçok şey öğrenebileceğimizi anlatıyor.
ataç ikon Siddhartha
kitaba 9 verdi
7 beğen · 0 yorum
özgür özer

özgür özer

@ronin

kısacık bir anı bütün bir ömre yaymak, aşk
"Yıldızlı bir gecede, gökyüzünün altında kendini acemi ve çaresiz hissedersen, bu, yıldızlara bakarak başka şeyler düşündüğün içindir."

Ölüm çaresizce ve bilinçsizce beklediğimiz, asla kaçamadığımız tek gerçek. Ölüm kitaba konu olan üç kahramanımızın birleştiği nokta. Çetin henüz küçük bir çocukken ailesini kaybeder ve abisi tarafından yetiştirilir. Ender ise bu kaybını doldurduğu en iyi dostu olur. Kırklı yaşlarına merdiven dayamış bu iki orta yaşlı adamın eşiğinden yine ölümle birlikte Nihal girer. Ailesini kaybeden Nihal üniversite okumaktadır ve ailesinin kaybı ile Amerika'da yaşayan abisi Fikret tarafından komşuları ve arkadaşları olan Ender ve Çetin'e emanet edilir. Kendi dünyalarında yaşayan iki karakterimizin hayatı evlerine giren tanıdıkları ama aslında çok yabancı oldukları bu kadınla birlikte farklı bir yola doğru ilerlemeye başlar. Sağlam ve sarsılmaz bir dostluk, ne kadar çaba sarf etsek de karşı koyamadığımız insani duygularımız, engel olamadığımız zamanın akışı ve nihayetinde hepimizin birgün yakasına yapışacak ölüm. Şimdi ve gelecek hakkında düşünürken referans aldığımız geçmişimiz belki de korktuğumuz geleceğe dair tek savunma mekanizmamızdır.

"Yaşamak aslında birbirinden kopuk yaşantılar arasında bağlantılar kurmaktır."

Bambaşka rahimlerde var olan ancak aynı çatı altında buluşan üç yaşamın kesişim noktası ve birleştirici ögesi ölümün soğuk ve kaçınılmazlığını vurgulayan zarif bir kitap.
5 beğen · 0 yorum
özgür özer

özgür özer

@ronin

cinsiyet ayrımcılığı : zihinlerimize ekilen zehirli tohumlar
Ataerkil topluma karşı feminist bir bakış açısı, bir manifesto, bir eleştiri ve distopik bir eser.

Yinede büyük beklentilere girmemek gerektiğini düşünüyorum. Kitabın başında bulunan 12 sayfalık giriş bölümü kitap bittikten sonra okunursa kanımca daha iyi olur. Giriş bölümünde 1984 romanı ile kıyaslama yapılması ve büyük iddialarda bulunması kitap için talihsizlik. Bu hem beklentiyi yüksek tutuyor hem de kitaptan ne anlamanız gerektiği konusunda bir ön kabulü size dayatıyor.

güzel bir alternatif gelecek fikri ama ne yazık ki kurgu yavan kalmış. Bazı noktalara iyi değinilmiş olmasına rağmen sizi içine çekemiyor. 1984 okurken yaşadığım o çaresizlik, beni boğan o atmosferi bu kitapta hissedemedim. Karakter sınırı ve anlatılmak istenen "kadın figürünün indirgenmesi" düşüncesi erkek dilinden aktarılınca etkisini kaybetmiş. altını bol bol çizdiğim güzel alıntılar mevcut romanda.

Burdekin kadın gözüyle toplumda kadının yeri hakkında azda olsa bilgi veriyor. kadının tamamen yok sayıldığı erkil bir toplumun nasıl dejenere olacağı, kadın olmadan sanat üretmenin imkansızlığı konusuna değinilmiş, buna rağmen kadınların o çaresizliği yüzeysel kalmış. her distopyada olduğu gibi en büyük darbe yazınsal edebiyata vurulmuş. tarihi gizlemek adına bütün kitaplar yok edilmiş sadece teknik ve anatomi içeren tıp kitaplarının varlığına izin verilmiş bir gelecekle karşı karşıyayız.

kitabın en dikkat çeken kısmı uzak gelecekte, yakın geçmişimizin karakteri (hitler) üzerinden bir mitolojinin (yeni bir dinin) oluşturulmuş olması. kitabın geçtiği toplumda var olan kadın düşmanlığı hitler'in bir kadın tarafından doğrulamayacak kadar önemli görülmesine neden olmuş ve böylelikle kadın daha fazla aşağılanmış. kitabın birçok yerinde buna vurgu var. gök gürültsü tanrısının kafasından infilak ederek doğan hitler insan üstü bir varlık (tanrı) olarak karşımıza çıkıyor. gerçekte alman prototipine uymayan hitler 700 yıl sonra 2 metreden uzun, sarı saçlı ve alman özelliklerinin en mükemmel örneği olarak tasvir ediliyor.

Türünün en iyisi değil ancak orta sınıf olarak nitelendirebileceğim bir yapıt. özellikle kıyaslandığı 1984 romanı, cesur yeni dünya, fahrenheit 451 ve damızlık kızın öyküsü gibi romanların yanında sönük kalıyor. buna rağmen okurken keyif alabiliyorsunuz. keyifli okumalar.
ataç ikon Swastika Geceleri
kitaba 7 verdi
3 beğen · 3 yorum
ayse gülce (@aysegulce)
Güzel bir inceleme. İncelemeler neden canlıya düşmüyor acaba?
03.05.18 beğen cevap
/ 2