up
ara

Dar Kafalılık Sözleri ve Kitap Alıntıları

İçerisinde Dar Kafalılık geçen, Dar Kafalılık temalı, Dar Kafalılık tarafından söylenmiş veya Dar Kafalılık hakkında sözler ve kitap alıntıları listelenmektedir.
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Tekrar ediyorum: Bütün samimi insanlar ve işinde gücünde olanlar ahmak, dar kafalı oldukları için faal kimselerdir. Nasıl açıklamalı? Bakın şöyle: Bu çeşit insanlar akılları kıt olduğu için herhangi bir konuda ana sebepleri araştırmadan hemen el altındaki ikinci derece sebeplere bağlanıverir ve doğru hareket ettiklerinden emin oldukları için de rahatlarlar; en önemlisi de budur zaten.
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Evet efendim, on dokuzuncu yüzyıl adamı en başta karaktersiz olmalı, böyle olmaya manen mecburdur; karakter sahibi, çalışkan bir insansa oldukça dar kafalıdır.
ataç ikon Yeraltından Notlar
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Buna göre dar kafalı bir insan,zihinsel gereksinimlere ihtiyaç duymayan bir insandır.
...

Gerçek gereksinimler olmadan gerçek hazlar da olmaz.
ataç ikon Hayatın Bilgeliği
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

...Çünkü her zaman, her yerde ve bütün koşullarda dar kafalı, kıt akıllı ve bayağı kimseler üstün zekâ sahibi insanlara karşı derhal ya da içgüdüsel olarak birleşip ittifak oluştururlar ve onları doğal düşmanları olarak görürler; onları bir araya getirip birbirlerine böylesine sıkı sıkıya kenetleyen şey bu tür insanlardan duydukları ortak korkudur.
ataç ikon Hukuk, Ahlak ve Siyaset Üzerine
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Burcu Balaban

Burcu Balaban

@kontes

Şu zavallı çocuğu işgal etmek, hükmetmeye çalışmak... Aslında işgali sıklıkla küçük şeylerde bile görüyorum Damien.
Duygusuz, dar kafalı kindarlık ve yanlış anlamalarda görüyorum.
Arkadaşlar arasında dudaklardan bütün acımasızlığıyla fırlayıp yaralar açan keskin kelimelerde görüyorum.
Aşıklar arasında.
Kocalar ve karılar arasında.
Bütün bunlar varken Şeytan'ın savaşımızı yönetmesine ne gerek kalır?
Bu savaşı biz yönetiyoruz...
Kendimiz için.

http://www.kontesce.com/2...ter-blatty.html
ataç ikon Şeytan
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Kadınların genellikle sakin oldukları sanılır. Oysa onlar da tıpkı erkekler gibi hareketlidirler ve kabiliyetlerini geliştirecek yeni uğraşı alanları ararlar. Kadına tatlı yapmak, çorap örmekten başka uğraşı tanımayan erkekler dar kafalıdırlar. Geleneklerin çizdiği çizginin içine kadını hapsetmek düşüncesizliktir.
ataç ikon Jane Eyre
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Zeynep G

Zeynep G

@zeynepg

Hem ferdi hem de toplumsal seviyede takvâ nasıl korunabilir ?
Kur'an'ın cevabı son derece basittir. İnsan her zaman için kendi ahlâki yaratılışını ve varlıklar içerisindeki konumunu gözönünde tutmalıdır. Kur'an'ın insanda gördüğü temel kusur, insanın kendisi hakkındaki görüşünün ahlakça çok zayıf olduğudur. Bundan dolayı o, önemsiz şeylere dalıp giden bir zihin, dar görüş ve çileden çıkarıcı bir bencillikle hareket eder. Bu siyasi, toplumsal, ekonomik ve dahası dinî, bütün insani davranış alanlarında böyledir. İnsan çok zayıf / akılsız ve kıt düşünceli (önemsiz şeylere kafası işleyen)dir.(17:100;4:28) "insan doğası kararsızdır. Başına bir fenalık gelince feryad eder; iyi işlere kavuşunca da onun başkalarına da ulaşmasını engeller" (70: 19-21)
İnsanın bu dar kafalılığının -şirkin kınanması yanında- Kur'an'ın ana meşguliyeti olduğunu söyleyebiliriz. İnsanın bütün hastalık ve illetleri bundan doğar.
Bunun tedavisi ise, insanın, ufkunu/ görüşünü(vizyon) genişletmesi ve küçük şeylerle uğraşmaktan Allah'a yükselmesidir ki, bu da ancak takvâyı geliştirmek ve yerleştirmekle olur.
ataç ikon İslami Yenilenme - Makaleler 1
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
1 yorum
Berenis'in saçı (@aozp)
Önemli bir konu açmışsınız, benim de gözlemlerim var konuyla alakalı olarak, benim ki ise yaşamımızın ne denli Kur'an ve sünnete uygunluğuyla alakalı, bu konuyla alakalı konuşalım, fikirlerimizi ve farkındalığımızı yükseltelim
19.02.17 beğen cevap
Arif Boğaç

Arif Boğaç

@bogac

İnsanlar kendi yemeklerini yapmayı ve hazırlamayı bir kültüre, sıklıkla da bir ideolojiye dayandırmalarına karşın başka canlıların da damak zevklerinin olabileceğini düşünmeyi asla kendiliklerinden akıl edemezler. Bu tür bir dar kafalılığın tek bir çaresi vardır. Aç kalmak! Önümüze koydukları şu pis şeyleri, çöpleri, uyduruk sadakayı yemeyip aç kalmak ve yine aç kalmak en iyi çaredir!

Sayfa : 82
ataç ikon Felidae
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 yorum
Semih Oktay (@semihoktay)
"(...) Bu tür bir dar kafalılığın tek bir çaresi..." Ne kolay yargılamış insanları Akif Pirinççi!..
28.03.17 beğen cevap
Erguvan (@erguvan)
,
28.03.17 beğen cevap
Leandros (@leandros)
/
28.03.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
,/
28.03.17 beğen cevap
Uzel

Uzel

@uzel

Başka primatların böyle dertleri yok kuşkusuz ama onlar bile belli bir tür toplumu sürdürmek için gayret gösteriyor. Onların davranışlarında da bizim itibar ettiğimiz değerleri görüyoruz.

Mesela dişi şempanzelerin, birbiriyle kavga etmiş erkek şempanzelerin ellerinden silahlarını alıp, onları barıştırmak için zorla birbirinin yanına çekiştirdiği görülmüştür. Dahası yüksek mevkideki erkekler, topluluktaki anlaşmazlıkları çözmek için sık sık tarafsız arabulucular gibi davranır. Bu topluluğu koruma kaygısı ipuçlarını, ahlakın yapıtaşlarının insanlıktan daha eski olduğu ve şu anda bulunduğumuz yere nasıl geldiğimizi açıklamak için Tanrı fıkrine ihtiyaç duymadığımız şeklinde yorumluyorum.

Öte taraftan dini toplumdan çıkartsak neler olurdu? Bilimin ve doğalcı dünya görüşünün, geriye kalacak olan boşluğu nasıl dolduracağını ve insanlara iyi olmaları için nasıl ilham vereceğini ben pek gözümde canlandıramıyorum.

(...)

Bir haftalık transatlantik gezimden sonra, "Tanrısız Maneviyat Olur mu?" yazıma verilen 700 kadar cevabın neredeyse hepsini okuyacak zaman buldum uçakta. Yorumların çoğu yapıcı ve destekleyici nitelikteydi, ahlakın kökeni konusunda grinin farklı tonlarına inandıklarım ifade ediyorlardı. Ama ateistler, benim maksadımı tümüyle görmezden gelerek, dine daha fazla saldırmak için yazımı fırsat bilmişlerdi.

Benim için dine duyulan ihtiyacı anlamak, onu yerle bir etmekten daha önemli bir hedef. Ateizmin temel önermesi, Tanrı'nın var olmayışı, bana hiç ilginç gelmiyor. Kimsenin varlığını ya da yokluğunu kanıtlayamayacağı bir şeyin varlığı konusunda didişmekle ne kazanacağız?

2012'de Allain de Botton'ın "Ateistler için Din"inin hemen başındaki şu sözleriyle ipler iyice gerildi: "Herhangi bir din hakkında sorup sorulabilecek en sıkıcı, en kısır soru, borazan sesleriyle cennetten indirilmesi bakımından o dinin hakiki olup olmadığıdır." Yine de kimilerinin hakkında konuşabildiği tek mesele bu hala. Bu dar kafalılığa, münazara kulübündeymişiz gibi kazanmak ya da kaybetmekten başka seçeneğin olmadığı bu noktaya nasıl geldik?
ataç ikon Bonobo ve Ateist
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Melek ASLANPAY

Melek ASLANPAY

@melekaslanpay

"İyi, güzel, yararlı, mükemmel yaratıklar olduğumuzu duymak hoşumuza gidiyordu. Caniliğimize, acımasızlığımıza, bencilliğimize, dar kafalılığımıza, ölümseverliğimize kimse işaret etmiyordu. Sanki bu kadar katliam olmamış, savaşlar, vahşetler yaşanmamış gibi, ne kadar yüce yaratıklar olduğumuz yalanı tekrarlanıp duruyordu."
ataç ikon Patasana
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Ferda Nihat Köksoy

Ferda Nihat Köksoy

@ferdanihat

THOMAS BERNHARD, Yazar, ALM-1985, TR-2002 (3.baskı: 2013), YKY Yayın, Çeviri: Sezer Duru, 151 sf.

*30 yıl boyunca Viyana Sanat Tarihi Müzesi'ne (Kunsthistorisches Museum) gidip, Tintoretto'nun BEYAZ SAKALLI ADAM resmini izleyerek düşünen ve sanat üzerine Times için yazılar yazan bir Avusturyalının yorumları.
*İtalik yazılar, yazara aittir.

-DAHİ ve Avusturya sözcükleri birbirleriyle uyuşmaz, Avusturya'da söz söyleyebilmen ve ciddiye alınman için ORTA KARAR OLMAK zorundasın, yeteneksizliğin ve taşra kalleşliğinin adamı olman gerekir, kesinlikle küçük devlet kafasına sahip biri olman gerekir. Bir dahi ya da olağanüstü bir beyin bile burada şerefsiz biçimde er geç KATLEDİLİR.

-Bu Katolik Devletin en ufak bir KARŞITLIĞA dayanası yok ve öğretmenler öğrencilerine hiçbir şey, hele KENDİLERİNE HAS hiçbir şey bırakmıyorlar. Bu öğrencilerin içi yalnızca DEVLET ÇÖPÜ ile doldurulur, başka bir şeyle değil, kazların içinin mısırla doldurulduğu gibi ve devlet çöpü bu kafalar boğulana kadar kafalara doldurulur. Devlet, ÇOCUKLAR DEVLETİN ÇOCUKLARIDIR diye düşünüyor ve buna göre davranıyor ve yüzyıllardan bu yana yıkıcı etkisini yapıyor.

-En korkunç olanı da HÜKÜMETİN her geçen gün daha da yalancı ve sahtekar ve hain ve alçak oluşunu BAYGIN DURUMDA SEYRETMEK zorunda oluşumuz. ...Ama yalnız hükümet değil yalancı ve sahtekar ve hain ve alçak olan, PARLAMENTO da öyle, bazen bana öyle geliyor ki parlamento hükümetten daha da sahtekar ve yalancı ve nihayet bu ülkedeki HUKUK ve bu ülkedeki BASIN ve nihayet bu ülkedeki KÜLTÜR ve nihayet bu ülkedeki HER ŞEY ne kadar yalancı ve hain.

...Ama her halk ve HER TOPLUM sahip olduğu devleti HAK EDİYOR.

Avusturya'da bizim işimiz, artık yalnız tamamen çökmüş ve ŞEYTANSI bir DEVLETLE değil, aynı zamanda da tamamen çökmüş ve ŞEYTANSI bir HUKUKLA. ...bugünkü hukuk POLİTİK BİR HUKUK, BAĞIMSIZ DEĞİL.

-Doğuştan ÇIKARCI olan Avusturyalılar SİNSİDİR ve ÖRTBAS ETME ve UNUTMA ile yaşarlar. En büyük siyasal iğrençliği bir hafta olmadan unuturlar. ...dahiyane bir ALDATICIDIR, en dahiyane tiyatrocudur gerçekten, GERÇEĞİN İÇİNE ASLA GİRMEDEN HER ŞEYİ OYNAR, onun en karakteristik yanı budur.

...YİRMİ şilin çalan biri mahkemelerce izlenir ve tutuklanır, milyonlar ve MİLYARLAR çalan BAKANLAR, EN İYİ AYLIKLA emekliye sevkedilir olsa olsa ve hemen unutulur. ...O, deyim yerindeyse, vur patlasın çal oynasın bir yaşam sürüyor emekli bir bakan olarak ve bir gün öldüğünde bir de DEVLET TÖRENİYLE GÖMÜLECEK ve merkez kabristanında, kendisinden önce ölen, tıpkı onun gibi suçlu olan bakan arkadaşlarının yanında şerefli bir mezara sahip olacak.

...Ben İYİ KARAKTERden RÜŞVET KABUL ETMEYEN bir karakteri anlarım.

-İnsanlık, bugün artık KENDİSİ DEVLET OLMUŞ insanlıkdışılıktan başka bir şey değildir.

-Çağımız bir BÜTÜN olarak çok uzun zamandan beri dayanılır değil, bir tek PARÇALARI gördüğümüz yer bizim için dayanılabilirdir. Bütün ve tamamlanmış olan, bizim için dayanılmazdır. ...FELSEFEYİ ve tüm düşünce bilimlerini sırf kesinlikle ÇARESİZ oldukları için severiz. Gerçekte biz yalnızca, bir BÜTÜN OLMAYAN, KARMAŞIK ve ÇARESİZ kitapları severiz. ...bir İNSANA da sırf o çaresiz olduğu ve bütünlenmiş olmadığı, karmaşık ve tamamlanmamış olduğu için özellikle bağlanırız. ...İnsan kafası İNSANLIK HATALARINI ARADIĞI zaman gerçekten bir İNSAN KAFASIDIR. ...İYİ bir kafa, insanlık hatalarını ARAYAN kafadır ve OLAĞANÜSTÜ bir kafa bu insanlık hatalarını BULAN kafadır ve DAHİYANE kafa da bulduğu bu hataları onları bulduktan sonra GÖSTEREN ve elindeki tüm olanaklarla bu hatalara İŞARET EDEN kafadır. Bu anlamda da, kafasızca söylenmiş olan ARAYAN BULUR deyiminin doğruluğu ortaya çıkar.

-HAYRANLIK KÖR EDER, hayranlık duyanı budalalaştırır. İnsanların çoğu bir kez hayranlığa kapıldılar mı artık hayranlıktan kurtulamaz ve böylece budalalaşır. İnsanların çoğu sırf bu yüzden budaladır ömür boyu, hayranlık duydukları için. Hayranlık duyulacak HİÇBİR ŞEY yoktur. İnsanlar için SAYGI DUYMAK ve DEĞER VERMEK çok güç olduğu için hayranlık duyarlar, bu daha kolaydır onlar için. ...AKILLI hayranlık duymaz, saygı duyar, değer verir, ANLAR, böyledir. Ama saygı duymak ve değer vermek ve anlamak için DÜŞÜNCE gerekir. ...Hayranlık durumu düşünce zayıflığı durumudur.

-...HEM AKIL HEM DUYGU İNSANI OLAN BİRİ İÇİN dünya ve insanlık yakında dayanılır olmaktan çıkacak. Ben bu dünyada ve bu insanların arasında artık benim için DEĞERLİ olan hiçbir şey bulamıyorum. ...bu dünyada her şey dar kafalı. ...bu dünyadaki ve bu insanlıktaki her şey en alttaki basamağa kadar indi. ...her şey öylesine TOPLUMA ZARALI bir seviyeye ve ALÇAK BİR ŞİDDETE ulaştı ki, ...bu kadar alçak bir dar kafalılığı tarihteki en ileri görüşlü düşünürler bile olanaklı görmediler. ...Bugünkü her şey HAİNLİK ve KÖTÜLÜK dolu, YALAN ve İHANET dolu, ...bu kadar UTANMAZ ve DÜZENBAZ olmamıştı insanlık hiçbir zaman.

-Korkunç bu, yarım yüzyıl boyunca hep bu BUNALTICI ORTA KARARLILIK.
...Yaşlıların SÖYLEYECEK ŞEYLERİ YOK ama gençlerin söyleyecek şeyleri DAHA AZ, bugünkü durum bu.
...Bugünkü zamanlar tamamen vahşi zamanlar.

-İnsanlar MÜZEYE, kültürlü bir insanın orayı ziyaret etmesi gerektiği onlara söylendiği için gidiyorlar, ilgilendikleri için değil, İNSANLARIN SANATA İLGİSİ YOK, insanların hiç değilse yüzde doksan dokuzunun sanata ilgisi yok.

-ESKİ SANATA gelince, bu, çoktan aşılmış ve eritilmiş ve çoktan bitirilmiştir ve uzun zamandır artık DİKKATİMİZİ ÇEKMEYİ HAK ETMEZ.
...ÇAĞDAŞ SANAT ise, hep söylenegeldiği gibi, BEŞ PARA ETMEZ.
...Onyıllardır sanatçılar tarafından yalnızca KİTSCH PİSLİK üretilir. ...Ressamlar pislik resmediyorlar, besteciler pislik besteliyorlar, yazarlar pislik yazıyorlar, yontucular en büyük pisliği yapıyorlar ve buna karşın en BÜYÜK BEĞENİYİ topluyorlar. ...İçinde yaşadığımız bu BUDALA ZAMANA ÖZGÜ bir durum.

...Yazarların hiçbiri SÖYLEYECEK BİR ŞEYE SAHİP DEĞİL ve söyleyecek şeyleri olmamasını yazamıyorlar.
...Üç aşağı beş yukarı hepsi iğrenç devlet eyyamcısı olan bu yazarların bütün kitapları KOPYA EDİLMİŞ kitaplardan başka bir şey değil.

-EDEBİYATIN felsefesiz ve tersine de, FELSEFENİN müziksiz ve edebiyatın MÜZİKSİZ ve tersine olmasının düşünülemeyeceği açıktır.

...günümüzün kuşağı nedense müziğe artık, on beş yirmi yıl önce gösterilen DİKKATİ göstermiyor. Bu, müzik dinlemenin teknik aracılığıyla BAYAĞI bir OLAĞANLIK durumuna düşmesinden kaynaklanıyor. Müzik dinlemek artık sıradışı bir şey değil, bugün her yerde müzik dinliyorsunuz, nerede olursanız olun MÜZİK DUYMA ZORUNDA kalıyorsunuz, ...müzikten kurtulamazsınız, ondan kaçmak istesiniz, ama ondan kaçamazsınız, bu çağın FON MÜZİĞİ oldu müzik, felaket işte burada, çağımızda TOTAL MÜZİK belirdi. ...İnsanlar gün be gün müzikle öylesine dolduruluyorlar ki, artık çoktan müzik için HER TÜRLÜ DUYGUYU kaybediyorlar. ...Bugünün insanları, artık BAŞKA BİR ŞEYLERİ KALMADIĞI İÇİN, hastalıklı bir müzik tüketimine yakalanmışlar.

...Müzik endüstrisi tarafından önce insanların İŞİTME organları mahvediliyor, sonra da bunun mantıksal sonucu olarak insanların KENDİLERİ.

-SAKLANACAK BİR YER YOK ARTIK, korkunç olan da bu, her şey tamamen SAYDAM ve dolayısıyla da KORUNMASIZ oldu; bu, bugün artık HİÇBİR KAÇIŞ YOLUNUN OLANAĞININ OLMAMASI demek.

...Bu endişe verici dünyayla yetinmek zorundasınız, isteseniz de istemeseniz de, TEPEDEN TIRNAĞA BU ENDİŞE VERİCİ DÜNYAYA TESLİMSİNİZ.

...Sanatın tümü de zaten YAŞAMDA KALMA SANATIndan başka bir şey değildir, bu gerçeği yabana atamayız, nihayet hiç durmadan, AKLI BİLE DUYGULANDIRACAK BİÇİMDE, bu dünya ve onun İĞRENÇLİKLERİYLE BAŞA ÇIKMA deneyidir.

-...birden bu umutsuzluktan çıkarsınız, AYAĞA KALKARSINIZ ve bu ölümcül umutsuzluktan çıkarsınız, hala en derin umutsuzluktan DIŞARIYA ÇIKMA GÜCÜNÜZ VARDIR. ...birden ayağa kalktım, ...KENT MERKEZİNE gittim, İNSANLARIN ARASINA, şu insanların arasına girdim ve sonunda kendimi kurtardım. ...Çünkü yalnızca İNSANLARLA ve ONLARIN ARASINDA şansımız vardır YAŞAMI SÜRDÜRMEK ve ÇILDIRMAMAK İÇİN.

...İnsansız en ufak bir yaşama şansımız yoktur, ne kadar büyük beyinler ve kadar ESKİ USTALAR almış olsak da yanımıza yoldaş olarak, HİÇBİRİ İNSANIN YERİNİ TUTMAZ.
ataç ikon Eski Ustalar
kitaba 8 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Ayda V. Gani

Ayda V. Gani

@aydavgani

"Bu labirenti de dogmalarınız, sınırlı inançlarınız ve dar kafalılığınızla siz yarattınız. O harika alıcınızı, zihninizi kapattıkça daha sınırlı oluyorsunuz ve labirent daha da büyüyor. Bir şeye inandığınız anda, gücünüzü o inanca teslim etmiş oluyorsunuz. "Toplumsal bilinç" denen bilinç düzeyinde yaşıyorsunuz. Başkalarının sınırlı düşüncelerine göre yaşıyorsunuz. Bir "sürü" gibi yaşıyorsunuz. Bu yaptığınızda da gücünüzü teslim ediyorsunuz."

Ramtha - Eşruhlar, (Sayfa 39 - Akaşa Yayınları)
ataç ikon Ramtha - Eşruhlar
kitaba 8 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Tuğçe Nur

Tuğçe Nur

@tugce60

Ey insan! Bu kitabı sana ithaf ediyorum. Başının üstünden büyük bir rüzgar geçiyor. Yalancı bir fecirle başlayan asır kararıyor ve sana tek ümit ışığı olarak en kudretli kaynağı uranium'da değil, senin ruhunda sıkışmış maddeden koparak çıkardığın korkunç tahrip aletinin patlayışından yükselecek alevi bekletiyor. Ey bahtsız! Tarihinin hiç bir devrinde kendine bu kadar yabancı, bu kadar hayran ve düşman olmadın. Laboratuvarında aradığın, incelediğin, oyduğun, dibine indiğin, sırrını deştiğin her şey arasında yalnız ruhun yok. Onu beyin hücrelerinin bir üfürüğü sanmakla başlayan müthiş gafletin, otuz yıl içinde gördüğün iki muazzam dünya harbinin kan ve gözyaşı çağlayanlarında en büyük dersi arayan gözlerine bir körlük perdesi indirdi. Bırak şu maddeyi, boğ şu ölçü dehanı, doy şu fizik ve matematik tecessüsüne, kov şu kemiyet fikrini, dal kendi içine, koş kendi kendinin peşinden, bul onu, bul kendini, bul ruhunu, bul, sev, bil, an, gör, kendi içinde gör Allah'ını. Kendine dön, kendine bak, kendine gel. Aptalca bir konfor aşkından doğduğu halde her biri daha korkunç bir dünya harbi hazırlayan teknik mucizelerinnin yanında, senin iç zıtlıklarını elemeye yarayacak ve seni kendi kendinle boğuşmaktan kurtaracak ruh mucizelerini ara. İnan manevilere ve mukaddeslere, inan! Onlar hakkında bu kadar küçük düşünmekten utan! Her sezilen derinliğin ifşa ettiklerini düşünmekten bile seni alıkoyan tabiatçı medotlarını fırlat ve bitlenmiş elbiseler gibi at. Ortaçağ papazında haklı olarak ayıpladığın dar kafalılığın anlayış sınırlarını daha fazla darlaştıran beş duyu idrakinin kapalı dünyası içinde kalma:
Arşı geç, ferşi atla, sidreyi aş,
Gör ne var maverada ibrethiz.

(syf 363-364 )
ataç ikon Yalnızız
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

"Maalesef Türkiye'yi yönetenler, Musa Anter'in değerini anlamadı. Ona kıyıcı davrandı. En sonunda alçakça bir Gladyo tuzağı ile öldürülmesi, bu kıyıcılığın zirvesini oluşturdu..."

Öfkesiz Kürt: 'Apê' Musa Anter

20 Eylül 2015 günü, Musa Anter’in ölümünün 23. yıldönümüydü. ‘Apê’ Musa Anter, Kürt milliyetçiliğinin sembol isimlerinden biriydi. (‘Ap’, Kürtçede, ‘amca’ demek. Sondaki ‘ê’ tamlama eki. Kürtler bu ifadeyi, saydıkları ve sevdikleri kişiler için kullanıyor.) Musa Anter, gazeteciydi, tarihçiydi, dengbejdi, bilgeydi.

1960’lardan itibaren kendisini yakından tanıyan Arslan Kılıç’a göre Musa Anter “Ender rastlanan renklilikte bir kişiliğe sahipti. Dost ve arkadaş canlısıydı. Sofrası gibi gönlü de genç-yaşlı, cahil-hâkim, Arap-Çerkez-Türk-Kürt herkese açıktı. Kıvrak zekâlı ve hazırcevaptı. En ciddi konuları bile, kıvrak zekâsının ürünü olan mizahının imbiğinden süzdüğü öykü ve masallarla süsleyerek anlatırdı. Bu tarz, kendisini ve meramını karşısındakine en kavratıcı şekilde iletmesini sağlıyordu. Yine bu tarz onu, gazeteciliğin günlük fıkra yazarlığı dalında ilgiyle izlenen bir yazar olmasını sağlamıştı. Terbiyeli, ince ve zevk sahibi bir insandı. Ama yeri gelince, en okkalı sövgüleri savurmaktan çekinmezdi. Ama bu durum onda hiçbir zaman bir çiğlik ve kabalık olarak görünmezdi. Toplam olarak bakıldığında Musa Anter, Türkiye’nin ihtiyacı olan bir aydındı. Türkiye’nin düşünce ve kültür hayatına, birikiminden, kültüründen ve yeteneklerinden çok şey katacak bir aydındı. Türkiye’nin siyasi yaşamına kalite katacak bir siyasi deneyim ve tarih birikimine sahipti. Maalesef Türkiye’yi yönetenler, önce Cumhuriyetin kireçlenme yıllarının dar kafalılıkları, sonra da Atlantik sistemine bağlanmanın yarattığı gericilik nedeniyle, birçok değerli aydın gibi Musa Anter’in de değerini anlamadı. Ona kıyıcı davrandı. En sonunda alçakça bir Gladyo tuzağı ile öldürülmesi, bu kıyıcılığın zirvesini oluşturdu...”
Bu hafta Apê Musa Anter’i anacağım. Bu anma yazısı aynı zamanda Kürt Meselesi’nin 1960-1990 arasındaki arka planına dair ipuçları da içerecek.

Molla Barzani Irak’ta

Biraz geriden başlayalım. 14 Temmuz 1958’de, Irak Kralı Faysal, General Abdülkerim Kasım tarafından kanlı bir darbeyle tahttan indirilmişti. Darbeden sonra cumhuriyet ilan eden generalin ilk işi, İran’da kurulan Kürt Mahabad Cumhuriyeti’nin önderlerinden olup 1947’de Cumhuriyet yıkıldıktan sonra önce Irak’ta sonra Sovyetler Birliği’nde gözetim altında tutulan Molla Mustafa Barzani’yi Bağdat’a davet etmek ve Kürtlere Kerkük’ün de içinde olduğu bir otonom bölge sözü vermek oldu. Bu ittifak sonucu, 7 Mart 1959’da General Abdülvahhap Şavvaf adlı ırkçı bir Arap generali Abdülkerim Kasım’a karşı Musul’da ayaklanma başlattı. Bu ayaklanma Mustafa Barzani ve peşmergeleri tarafından bastırıldı. Barzani, ayaklanmacıları kurşuna dizdirdikten sonra general Abdülkerim Kasım’a yardım eden Arap ve bazı Türkmen aşiretlerini de tarumar etti.

“Bin Kürt’ü sallandıralım”

Olaylar üzerine, lakabı ‘Alman Generali Rommel’ olan CHP Niğde Milletvekili emekli asker Asım Eren, dönemin Başbakanı Adnan Menderes’e “Irak Kürtlerinin, Irak’ta Türkmen soydaşlarımıza yaptığı baskı, zulüm veya öldürme olaylarından dolayı, Türkiye’deki Kürtlere karşı aynıyla mukabele yapacak mısınız” diye sormuştu. İddialara göre, Cumhurbaşkanı Celal Bayar veya ileriki yıllarda Mardin Valiliği yapacak olan MAH (MİT’in selefi) Ergun Gökdeniz, “Kürtlerden bin tanesini Taksim Meydanı’nda sallandıralım ki diğerlerine ibret-i âlem olsun” demiş, ancak Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun “Türkiye’nin dışarıdaki itibarı Ermeni meselesi ve Rumlara karşı yapılan 6-7 Eylül saldırıları dolayısıyla zaten kötü, buna bir de Kürtleri eklemeyelim” demesi üzerine, ‘daha yumuşak’ (!) bir plan yürürlüğe konmuştu.

Tutuklamalar başlıyor

Her şey 15 Nisan 1959 tarihli Akşam gazetesinin manşetten verdiği şu ithamla başladı: “102 üniversiteli Kürt, Kürtlük iddiasında bulundu.” Haberden anlaşıldığına göre, öğrenciler ‘Rommel’ Asım Eren’in Molla Barzani tarafından Irak’ta öldürülen Türkmenler kadar Türkiye’de yaşayan Kürt’ün öldürülmesi’ şeklindeki insanlık dışı teklifini protesto etmek için, Başbakan, Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Diyarbakır Baro Başkanı ile ABD, Almanya, İtalya, Fransa ve İngiltere gibi büyük devletlerin büyükelçiliklerine olayları kınayan birer telgraf çekmişlerdi. Telgrafın altında ‘Türkiye Kürtleri’ imzasının olması Ankara’da alarm zillerinin çalmasına neden olmuştu. Eylem hiçbir şekilde şiddet içermeyen gayet demokratik bir tepkiydi ama 1937-1938 Dersim katliamlarından beri sesi çıkmayan Kürt aydınlarının, üzerlerindeki ölü toprağını atmaya karar verdiklerinin işaretiydi. İlk tedbir olarak ‘Kürtlük mevzuundaki’ tüm yayınların yasaklanması yönünde bir mahkeme kararı çıkartıldı.

Kımıl Olayı

İkinci kriz bundan 4,5 ay sonra yaşandı. 31 Ağustos 1959 günü, Diyarbakır’da yayımlanan İleri Yurt gazetesinde ‘Amma Ne İleri Yurt’ adlı hiciv sütununda ‘Qimil’ (Kımıl) adlı Kürtçe bir şiir yayımlanmıştı. Şairin adı Musa Anter’di. Kımıl ise can yoldaşı süne ile birlikte, tüm Cumhuriyet tarihimiz boyunca (hatta bugün de) bir türlü baş edemediğimiz bir hububat zararlısının adıydı.
Kürtçe şiirin teması şuydu: Siverekli bir kız, kımıl zararlısı tarafından samana döndürülmüş bir torba buğdayı çerçiye götürüyor, çerçi buğdayın işe yaramadığını görünce, buğdaya karşılık mal veremeyeceğini söylüyordu. Kızcağız da yüzyıllardır gelenek olduğu üzere, üzüntüsünü bir türküyle dile getiriyordu: Şiirin Türkçesi şöyleydi: ‘Dağa tırmandım amca, zavallı dağ mahzunlaştı / Arpa olgunlaştı amca, buğday un ufak oldu biçare / Kımıl geldi amca, kafile halen de zavallı / Buğdayı yedi, geride samanı bıraktı zavallı...’ Yazar yazının sonunda şiirin kahramanı kıza şöyle diyordu: ‘Üzülme bacım, seni kımıl, süne ve sömürenlerin zararından kurtaracak kardeşlerin yetişiyor artık.’

Kürt uyanışı mı?

Kımıl aracılığıyla ima edilenler (hele de bu ima edilen Kürtçe olunca) Ankara’nın hiç hoşuna gitmedi, affetmedi. 6 Eylül 1959 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Doğu illerimizden birinin merkezinde çıkan bir gazetede anlaşılmaz sebeplerle Kürtçe bir şiir neşrediliyor” dendikten sonra “İnsaf edelim. Bu Doğu ili İstanbul değil ki, 20-30 gazete çıksın da insan meşgul bir gününde hepsine bakamasın. Sonra hadi kendisi bakamadı, o il merkezinin zabıtası yok mu, adliyesi yok mu?” diye ortalık velveleye veriliyordu. 19 Eylül 1959 tarihli Ulus ise “Bir soru da benden: Bu gazeteye kim kâğıt veriyor” diye kışkırtıcılık yapıyordu.

Beklendiği üzere İleri Yurt gazetesi ve Musa Anter aleyhine dava açıldı ancak olay yerelden ulusal düzleme taşmış, sanıkları savunmak için başka şehirlerden avukatlar gelmeye başlamış, mahkeme salonu ve adliye binasının önü miting alanına dönmüştü. Aynı şekilde Ankara ve İstanbul’daki Kürt asıllı lise ve üniversite öğrencileri heyecanla davayı izliyordu. Hatta iddialara göre, Celal Bayar Diyarbakır Valisi’ne telefon açıp, Musa Anter’in kafasının ezilmesini istemişti.

Hükümet, bu olaylardan sonra MİT’e emir vererek bir ‘Kürt raporu’ hazırlamasını istedi. Raporda, 1000 ila 2500 kişilik bir Kürt grubunun ‘tenkil (tdk: Düşman veya zararlı kimseleri topluca ortadan kaldırma.)’ edilmesi öneriliyordu. Karşısında resmi statükonun iliklerine kadar işlemiş olan kadim paranoya yeniden horttlamıştı. Yurdun dört bir yanındaki tutuklamalar 17 Aralık 1959 günü başladı. Tutuklama müzekkeresinde isim yoktu. MİT kimi öneriyorsa, 50 kişilik listeye onun adı yazılıyor ve tutuklanıyordu. Bunlar arasında Musa Anter de vardı. Polisin iddiasına göre Bitlis bağımsız milletvekili Ziya Şerefhanoğlu’nun evinde üzerinde Osmanlıca yazma olarak ‘Kürt İstiklal Partisi’ yazan birkaç sayfalık bir tüzük taslağı bulunmuş, ayrıca bazı üniversite öğrencilerinin üzerinde ve ev aramalarında Molla Mustafa Barzani’nin resimlerine rastlanmıştı. Ancak herhangi bir örgüt tespit edilememişti.

Tutuklama kararını Ankara’daki Askerî Savcılık istemişti ama tutuklananlar İstanbul Harbiye’deki hücrelere konuldular. Harbiye’de 40 hücre olduğu için, geriye kalan 10 kişi tutuksuz yargılanacaktı. Sorgulamayı yapacak Hâkim Orhan Akaya, ancak iki ay sonra İstanbul’a geldi ve sorgulamaları ancak üç ayda tamamlayabildi. Bu süre içinde tutuklular ne yıkanmışlardı ne de tıraş olmuşlardı. Hücrelerin uygunsuz koşullarından dolayı, sanıklardan Ankara Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi Mehmet Emin Batu mide kanamasından ölünce geriye 49 kişi kaldı. Bunlardan biri olan Nurettin Demirtaş, Emin Batu’nun zorla taksiye bindirildiğini görüp, “Arkadaşımı nereye götürüyorsunuz?” diye sorma gafletinde bulunan sıradan bir vatandaştı. Daha sonra iki kişi daha dahil oldu ama dava kamuoyunda hep ‘49’lar Davası’ diye bilindi.

23’ler Davası

Tutuklular beş aydır hücrelerinde mahkemeye çıkarılmayı bekliyorlardı ki, 27 Mayıs darbesi oldu. Başta Adnan Menderes ve Celal Bayar olmak üzere önde gelen DP’liler Yassıada’ya gönderildi. Sanıklar demokratikleşme vaadiyle iktidara gelen darbecilerin kendilerini salıvereceğini ummuştu ama yanıldıklarını kısa sürede anladılar. Çünkü darbeciler 26 Ekim 1960’ta çıkardıkları genel aftan 49’ların yararlanmasına izin vermedi. (49’lar Davası yıllarca sürdü ve ancak Nisan 1964’te zamanaşımına girdiği için kapandı.)
22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 tarihlerinde Talat Aydemir ve arkadaşlarının başarısız darbe girişimlerinden sonra ülkedeki tüm ‘aşırı uçların törpülenmesi’ politikası uyarınca, 1963’te, Kürt aydınlarıyla kişisel ilişkisi olan Hamewendi adlı Arap emlakçının üzerinde bulunan Musa Anter’in adı yazılı bir kağıt bulundu ve Anterle ilişkide olan 23 Kürt, ‘Müstakil bir Kürdistan Devleti’ kurma yolunda faaliyette bulunmak suçuyla tutuklandılar. Tutuklular 1964’te salındı, dava çok sonra sonuçlandı ancak ağır cezalandırma olmadı. (Bu dava ile ilgili ilginç bir anekdot şuydu: Bu 23 kişi, Talat Aydemir ve ekibiyle aynı hapishaneye konulmuştu. İddialara göre darbeci subayların çoğu iyi eğitimli olduğu halde Kürt sorunu ile ilgili ve bilgili değillerdi, ancak bir seferinde Talat Aydemir, 23’ler, Mahabad Kürt Devleti’nin milli marşı olan ‘Ey Raqip’ söylerken koğuşa girmiş, marşı duyunca hazırola geçmişti.)

Akarsu köyünde meyve ve çiçek bahçeleri

Yaşar Kemal’in deyişiyle, ‘Öfkesiz Kürt’ Musa Anter, bu olaydan ve sonrasında yaşadığı nice olaydan sağ salim kurtuldu ama hemen her makalesine, yaptığı her hayali röportaja Kürtçe cümleler serpiştirdiği için hayatı mahkemelerde geçti. 12 Mart 1971 Muhtırası sonrasında TİP’i pasif bularak ayrılan Kürt gençlerinin kurduğu Devrimci Doğu Kültür Ocakları-DDKO davasından yargılandı. Sonrasını Musa Anter’in ağzından dinleyelim:

“1970’ten 1974’e kadar çeşitli girdi çıktılarla 36 ay hapis yattım. [1974’teki] dejenere afla Diyarbakır Örfi İdare hapishanesinden çıktım. Ama bir deri, bir kemik. (…) Ve tüm politik ve sosyal fikirlerimi bir kenara koyarak ecdadımdan bana kalan köyüm Akarsu’ya gidip yerleştim. Köyümde pastoral bir hayat yaşamaya başladım. Zıving köyümde ziraat ve hayvancılık yapıyordum. Akarsu köyümde de meyve ve çiçek bahçeleri, bir de bölgede olmayan havuzlar yaptım. Bizim bölge halkı gibi dejenere olan meyve ağaçlarını aşıladım. İstanbul’da olan ve Kürdistan’da olmayan tüm cins sebze, meyve ve çiçek türlerini götürdüm. Dedim ya, siyasetten uzak yaşamaya çalışıyordum. Ama yine olmadı...”

PKK’nin silahlı halk mücadelesini başlattığı ve yaygınlaştırdığı 1984-1989 arasında Musa Anter hâlâ Nusaybin’de yaşıyordu ve PKK’den uzak duruyordu. PKK’nin buna tepkisi kendisine ‘vergi’ tahakkuk ettirmek oldu. Anter, kendi deyimiyle bu ‘haracı’ ödemeyi reddetti ve çareyi İstanbul’a yerleşmekte buldu. Doğu Perinçek’le bu dönemde ilişki kurdu.

JİTEM ve ölüm

Musa Anter, PKK’nin strateji değişikliğine gittiği 1992 yılında PKK hareketi ile barıştı. Bu tarihten kısa süre sonra, 20 Eylül 1992’de de Diyarbakır’da JİTEM ajanları tarafından tuzağa düşürüldü ve kurşunlanarak öldürüldü. Öldürüldüğünde 74 yaşındaydı. Yanında, şimdiki AKP milletvekili de olan yeğeni Orhan Miroğlu da vardı. O gece yaşananları ilk olarak, olaydan yaralı olarak kurtulan Miroğlu’ndan duyduk. Yıllar sonra Musa Anter’in kızı, İsveç’te, babasının katillerinden biri olan eski PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan’la görüştü ve cinayetin ayrıntılarını, arkasındaki güçleri daha iyi öğrendik.

Öğrendik ama sonuç ne oldu derseniz, Aygan’ın sözünü ettiği JİTEM’cilerden Veli Küçük, Levent Ersöz, Arif Doğan ve Atilla Uğur, sadece Ergenekon davası denen hükümete darbe teşebbüsünden o dönemde tutukluydular. Ancak devlet bugüne dek JİTEM’in varlığını kabul etmediği gibi aynen Hrant Dink cinayetinde olduğu gibi Musa Anter’le ilgili iddiaları duymazdan geldi. Kürt Meselesi’nin çözümünün önündeki engellerden biri de devletin Fırat’ın doğusundaki derin cinayetlere devletin gösterdiği kayıtsızlık... Musa Anter’in 24. ölüm yıldönümünde bu tablonun değişmiş olmasını ummak istiyorum...

Özet Kaynakça:
Musa Anter, Kımıl, Avesta, 2000;
Musa Anter, Hatıralarım, 2 cilt, YÖN Yayıncılık, 1991-1992;
Yavuz Çamlıbel, 49’lar Davası, Garip Ülkenin İdamlık Kürtleri, Algı Yayınları, 2007;
Naci Kutlay, 49’lar Dosyası, Fırat Yayınları, 1994;
Ferzende Kaya, Mezopotamya Sürgünü, Anka Yayınları, 2003;
Şahap Balcıoğlu, Görüşler-Görüşmeler, YÖN Yayıncılık, 1991;
Orhan Miroğlu, Musa Anter Cinayeti Kuşatmadan İnfaza, Everest, 2012;
Arslan Kılıç, “Türkiye’de Kürt Milliyetçiliğinin Dört Dönemi ve Musa Anter”, Berfin, Bahar, Yıl, 2012, S.175, s. 5-12.
ataç ikon Dostlarının Gözüyle Musa Anter
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Betül

Betül

@betul43

İnsanlar en iyisinin, en doğrusunun kendi renk, inanç ve siyasetleri olduğuna, dünyanın başka yerlerinde yaşayanların daha talihsizce konumlanmış bulunduklarına inanırdı; Ruth da bu dar kafa yapısına sahipti. Eski zamanlarda Yahudilerin kadın olarak doğmadıklarına şükretmesinin; modern zamanlarda misyonerlerin, insanların inancını değiştirmek için dünyanın diğer ucuna gitmesinin sebebi, bu dar kafalılıktı. Yine aynı sebeple Ruth, farklı bir hayattan gelen bu adamı, kendi hayatındaki insanlara benzer kılmak için uğraşıyordu.
ataç ikon Martin Eden
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
0 yorum
Müzeyem Adem

Müzeyem Adem

@conquerorssultan

Kadınların çoğunlukla çok sakin olduklarına inanılır. Ama, kadınlar da tıpkı erkekler gibi duygu sahibidir. Erkekler gibi onlar da zekalarını, kabiliyetlerini işletmek için bir hareket alanına muhtaçtırlar. Üzerlerindeki baskı ağır, sürdükleri hayat çok durgun olursa acı çeker, bundan zarar görürler. Onlardan zamanı daha boş olan erkeklerin ''Kadınlar yemek pişirip çorap örmekle, piyano çalıp nakış işlemekle yetinsin.'' demeleri dar kafalılıktır! Bir kadın geleneklerin kendisi için yeterli gördüğü şeylerden daha fazlasını yapmak, öğrenmek isterse onu kınamak, alaya almak düşüncesizliktir.
ataç ikon Jane Eyre
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
0 yorum
Misafir2

Misafir2

@misafir001

Sabahları doğan güneş güzel bir günü vaat ettiğinde 'İşte yine insanların birbirlerine zehir edebileceği bir nimeti bağışlıyor gökyüzü!' diye haykırmaktan kendimi alamıyorum. İnsanların birbirbirine zehredemeyecekleri hiçbir şey yok; ne sağlık, ne itibar, ne sevinç ne de tatil! Böyle yapmalarının nedeni daha çok şımarıklık, anlayışsızlık ve dar kafalılıktan ileri gelse de, insanlar buna 'iyi niyet' adını takmışlar.
ataç ikon Genç Werther'in Acıları
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum