up
ara
ÜYELER
DİĞER

Dayak İle İlgili Sözler ve Kitap Alıntıları

İçerisinde Dayak geçen, Dayak temalı, Dayak tarafından söylenmiş veya Dayak hakkında sözler ve kitap alıntıları listelenmektedir.
Nvn

Nvn

@birokuyucununnotlari

"Haydi müdür ne ise… Ya şu muhasebeci domuzu! Adam sanki basit bir daire muhasebecisi değil de hazine müdürü… Çalımından geçilmez. Bir memurun anası bile ölse, maaşını peşin alamaz. Yalvar yakar, önünde diz çök, çatla, patla; kılı bile kıpırdamaz kâfirin… Karısından dayak yediğini sanki bilmeyen var. Adam, devlet kasasından maaş verirken bile eli titrer; sanki cebinden veriyor."
ataç ikon Bir Delinin Hatıra Defteri
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
0 beğen · 0 yorum
Engin Şahinşah

Engin Şahinşah

@enginsahinsah

- Hikmet Tanyu

Tutuklananlar arasında yer alan ve ileriki yıllarda Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde profesör olacak olan Hikmet Tanyu, bu hücreleri “40-50 santimetre uzunluk ve genişliğinde, iki buçuk metre kadar yükseklikte, penceresiz, elektrikli, son derece az havalı, çabuk dolan karbondioksitli ve belki de 50 dereceyi aşan ateşli tabutluklar” şeklinde tasvir etmekte. Hikmet Tanyu, tutukluların maruz kaldıkları baskıları şöyle sıralamakta: Daracık hücrelere kapatılmak, aç ve susuz bırakılmak, helâya gönderilmemek, yıkanmaya izin vermemek, yeraltında “mezarlık" adıyla maruf, lağımların sızdığı, karanlık, havasız, iğrenç kokulu hücrelere kapatılmak, tutuklulara sık sık idam edileceklerini veya kurşuna dizileceklerini tekrarlamak, masa, sandalye üzerinde günlerce yatırılmak. Hikmet Tanyu, Nihal Atsız’ın yedi gün boyunca “mezarlık” olarak adlandırılan hücreye hapsedildiğini, Dr. Mehmet Külâhlıoğlu ve Reha Oğuz Türkkan’a tokat, dayak ve falaka atıldığını, kendisinin yanı sıra Orhan Şaik Gökyay, Reha Oğuz Türkkan, Hamza Sadi Özbek ve Osman Yüksel Serdengeçti’nin de “tabutluk”lara kapatıldıklarını eklemekte.
ataç ikon Tabutluklar, Sansaryan Han ve İki Emniye...
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Rıza U.

Rıza U.

@rzauludogan

Derin bir soluk alıp kapıyı rayın üzerinde kaydırdı. Nereye girdiğini anlamak için, bağcıklara bakması gerekmeyecekti. Duvarlarda, kırmızı boyayla yapılmış, gamalı haçlar vardı. Nazi işaretlerinin yanında da, toplama kamplarını ya da işkence edilen Cezayirlileri gösteren büyük boy fotoğraflar yer alıyordu. Resimlerin altında, yeşil ceketli dazlaklar gözlerini ona dikmiş bakıyorlardı. Demir burunlu Doc Martin's'ler karanlıkta parıldıyordu. Bunlar aşırı sağın katı kanadındandı. Karim heriflerin hepsinin alt dudaklarının iç tarafında SKİN dövmesi taşıdığını biliyordu.

Karim bir vaşak gibi konsantre oldu, bakışlarıyla silahları aradı. Bu çılgınların cephaneliğini iyi tanıyordu: muştalar, beyzbol sopaları ve saçma atan çift namlulu savunma tabancaları. Pezevenkler bir yerlerde de kauçuk mermi atan pompalı tüfek saklıyor olmalıydı.

Gördükleri çok daha kötüydü.

Bird'ler. Yani kadın dazlaklar, kafalarını kazıtmış, alınlarına dökülen perçem ve yanaklarına inen tutamlardan başka saç bırakmamış karılar. İyice semirmiş, midelerini alkolle doldurmuş, kuşkusuz heriflerden çok daha acımasız orospular. Yutkundu. Karşısındakilerin işsiz güçsüz serseri takımı değil, bir dayak sözleşmesi beklerken gelip buralarda saklanan gerçek bir çete olduğunu anlamıştı. Buradan sağ çıkma şansının baş döndürücü bir hızla azalmakta olduğunu düşündü.

Kadınlardan biri köpüklü birasından bir yudum aldı, sonra ağzını kocaman açıp, geğirdi. Karim'e doğru. Diğerleri kahkahayı patlattı. Hepsi de Karim'in boyundaydı.

Mağripli yüksek ve sert sesle konuşmaya çalıştı:

— Tamam çocuklar. Polis. Buraya size birkaç soru sormaya geldim.

Dazlaklar yaklaşıyordu. Aynasız olsun olmasın, Karim her şeyden önce bir Arap'tı. Üstelik böylesi kaçıklarla dolu bir hangarda, bir Arap'ın postu kaç para ederdi ki? Hatta Crozier'nin ve diğer aynasızların gözünde? Genç teğmen ürperdi. Saniyenin onda biri kadar bir süre, ayakları altındaki dünyanın göçtüğünü hissetti. Karşısında tüm bir kent, bir ülke, hatta bütün dünya varmış gibi geldi.

Karim silahını çıkardı, namluyu tavana çevirdi.

— Tekrar ediyorum. Ben bir polisim ve sizinle dürüstçe konuşmaya geldim.
ataç ikon Kızıl Nehirler
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

-Ya bu ota boka muhalefet edip dayak yemek için düzenli olarak bir araya gelen 50-60 kişilik insan toplulukları yok mu ?
-Ayla teyzeler mi ?
-Hayır. Daha radikal düşün.
-Merkez terzi Orhan.
ataç ikon Deliduman
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Engin Şahinşah

Engin Şahinşah

@enginsahinsah

Muhsin Başkan için 12 Eylül demek, uzunca bir gökyüzünün maviliğini görememek, 2.5 metrekarede buz gibi hücrelerde ayakta kalmaya çalışmak demek. Ancak Muhsin Başkan'a verilen elektrikler, dayaklar, tokatlar vız gelir. Çünkü o inandığı ülküsü için maneviyatına sığınıp bu günlerin geçeceği, aydınlığa kavuşacağı günleri bekler. Ancak buna ulaşmak, beraat kavramı almak için de 7.5 yılın geçmesi gerekir.
6 ciltlik Ülkücü Hareket kitabıyla bu oluşumun tarihsel sürecini anlatan BBP Genel Başkan Yardımcısı ve Birlik Akademisi Başkanı Hakkı Öznur'a kulak verelim. Muhsin Başkan'ı en iyi tanıyanlardan biri. Öznur, Muhsin Başkan'ın 12 Eylül ihtilaliyle ilgili olarak söylediklerini hiç aklından çıkarmamış. Öznur, Muhsin Başkan'ı ve 12 Eylül'ü şöyle anlatıyor: "Kendisi hep "Türkiye bir daha 12 Eylül öncesin yaşamasın." dedi. "Türk Gençliği 80 öncesinin ideallerini yaşasın, kavgalarını yaşamasın. 12 Eylül öncesinin idealizmine evet, 12 Eylül öncesi kavgasına hayır." derdi.
ataç ikon Bir Vatan İki Reis
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

Erkekleri görüyordum; bugün arzuyla, yarın bıkkınlıkla kahroluyor, yana yakıla seviyor, sevgilere hoyratça son veriyor, hiçbir sevgiye güven beslemiyor, hiçbir sevgide mutluluğu bulamıyorlardı.

Kadınları görüyordum sevgiden yanıp tutuşan; aşağılanmaları ve dayakları sineye çekiyor, sonunda kapı dışarı ediliyorlar, ama bağlandıkları erkekten yine de kopamıyor, kıskançlıkları ve horlanmış sevgileriyle onurları çiğnenmiş, köpeksi bir sadakat sergiliyorlardı.
ataç ikon Gertrud
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum
Başka şeçeneği olmayan ve sürekli dayak yiyen kadın, dayağı, kadın olmanın kaderi olarak kanıksıyor aile yaşamında. Öz güvenini yitirip asosyal bir yapıya bürünerek, psikolojik ve bedensel bozuklukları yaşamak zorunda kalıyor. Erkek ise karısının kaçıp gidebileceği bir yerin olmadığının rahatlığını yaşıyor. Yasalar ve gelenekler ondan yana olduğu gibi, kadına vurduğu yerde gül biteceği atasözünü de kendine ilke edinmiş durumda. Ama ne yazık ki, kadına vurulan yerde gül bitmiyor, MORARIYOR...
ataç ikon Kadın evi
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
0 beğen · 0 yorum
Hayal Perest

Hayal Perest

@hayal

Bir şeye değer verirseniz , o elinizden alınırdı . Kendinizi savunursanız , dayak yerdiniz. Konuşursanız , susturulurdunuz..
ataç ikon Daima Seninle
kitaba 2 verdi, inceleme ekledi.
1 beğen · 0 yorum
Hayal Perest

Hayal Perest

@hayal

Gözlerimi devirerek önüme döndüm. Daemon taş gibiydi ama aynı zamanda tam dayaklıktı ve bu, bazen taş gibi olduğu gerçeğini bile gölgede bırakıyordu. Ama her zaman değil.
ataç ikon Oniks - Lux Serisi 2. Kitap
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
2 beğen · 0 yorum
Halil Yakut

Halil Yakut

@liveyourlife

Toprak ağalarıyla köylüler birbirlerinden farklıdır derler. Bu doğru değildir. Biz de onlardanız ama yalnızca daha aşağıdayız. Hiç kuşkusuz, bir beyzade kitaplardan öğrenir, biz ise itile katıla, dayak yiyerek öğreniriz. Bir beyzadenin kıçı bizimkinden beyazdır, aramızdaki fark bu kadarcıktır. Hayır, dünyayı değiştirme zamanı gelmiştir, yalan yanlış kitaplarla olmaz bu iş. Herkes kim olduğunu kendine sormalıdır. Ve başkalarından neyim eksik, ben de insanım diye yanıt vermelidir. Bir patron nedir? Oda benim gibi bir insan! Tanrı birkaç kapik daha fazla umduğu için patrona farklı davranacak değil, günahlarımızı öderken hepimiz eşitiz.
ataç ikon Ekmeğimi Kazanırken
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
2 beğen · 0 yorum
Betül Tantalkaya

Betül Tantalkaya

@tantalkaya

***
Bazen de saygıdeğer abilerim ablalarım, dünyası yerle bir olur insanın. Hayat, fazla kafa yormadan idare etmeyi sağlayan bütün anlamlarını yitiriverir. En akıllıca saydığınız fikirlerinizin saçmalığını, en içten duygularınızın yapmacıklığını kavrarsınız. Aslında hiçbir konuda bir fikriniz bulunmadığını, aslında hiç kimseye karşı bir şey hissetmediğinizi ve tüm evrenin de size karşı aynı gaddarca kayıtsızlık içinde olduğunu. Hep gözünüzün önünde durduğu halde o güne dek nasılsa yok saymayı başardığınız bu gerçeği fark ettiğiniz anda ilahi işleyişi de çözmek üzeresiniz demektir.

Tanrı, içindeki tahammülfersa boşluğu doldurmak için evreni yaratır. Evrenin içine gezegenleri, gezegenlerin içine dünyayı, dünyanın içine hayatı, hayatın içine insanı yerleştirir. Ve onun içine koyacak bir şey bulamaz. İşte insan denen tuhaf hayvanın, varlıkların en yücesi ve anlamsızı kılınışının hikayesi. Evrenin orasını burasını felsefeyle, sanatla, aşkla, hatta ironik bir biçimde Tanrı'yla bezerken, ortak anlamsızların en küçüğünün elbette bir gerçeği unutması gerekmektedir: Hakikatte bütün kitaplar sayfaları doldurmak için yazılır.

Sevdiğiniz birinin ölümü, örneğin, yüzleşmenizi sağlayabilir kendinize söylediğiniz yalanlarla. Ya da ananızdan yediğiniz okkalı bir dayak. Üstelik siz, ananızın canına okumak için haklı duygusal gerekçeleri bulunduğuna inanmaya hazırlanırken, içinizi parçalayan onun gözü dönmüşlüğü değil, beyninizi zedelememek için sopayı sadece kollarınıza ve bacaklarınıza indirecek kadar düşünceli davranması olabilir. Nihayet onun elinden kurtulup kendinizi odanıza attığınızda pencereden giren akşam güneşinin ışığında neşeyle dans eden tozlar dört bir yana dağılır. Onların huzurunu kaçırmak sizi öyle üzer ki, içiniz feci dışlanmışlık duygusuyla dolar. Birden gözlerinize yaşlar hücum eder. Bu küçük sevimli yaratıkların sizden korkmasını hazmedemezsiniz. İki saatlik dayak seansına gık demeden katlanan siz, yere kapanıp zırıl zırıl ağlamaya başlarsınız. Sonra bir toz tanesi gelip parmağınızın üzerine konuverir. Usulca oynatırsınız parmağınızı. Hâlâ oradadır. Derken diğerleri ona katılırlar. Yerde yatarken üzerinize toz tanecikleri yağar. Sırt çevirdiğiniz hayat o noktada sizi kucaklarken hıçkırıklarınız fraktal bir dans müziğine dönüşür.

Bir gün toz tanecikleri sizi bağrına basarsa, bilin ki ya nirvanaya ulaştınız ya da çıldırdınız. Hangisi olduğuna kendiniz karar vereceksiniz.

OĞULLAR VE RENCİDE RUHLAR
ALPER CANIGÜZ
Bölüm 7 ''Öcülerin Öcü''
Sayfa 108-109
ataç ikon Oğullar ve Rencide Ruhlar
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
7 beğen · 0 yorum