up
ara
ÜYELER
DİĞER

Kuran-ı Kerim Sözleri ve Kitap Alıntıları

İçerisinde Kuran-ı Kerim geçen, Kuran-ı Kerim temalı, Kuran-ı Kerim tarafından söylenmiş veya Kuran-ı Kerim hakkında sözler ve kitap alıntıları listelenmektedir.
Ufuk A

Ufuk A

@ufuka

Kuranı Kerim
Kur'an-ı Kerim Yunus Suresi Cüz 11 Sayfa 208/12

İnsan bir sıkıntıya maruz kalınca gerek yan yatarken, gerek otururken veya ayakta iken, Bize yalvarıp yakarır.Fakat biz sıkıntısını giderdik mi, sanki uğradığı dertten dolayı Bize yalvaran kendisi değilmiş gibi eski haline geçip gider.İşte (hayat sermayelerini boşuna harcayıp) haddini aşanlara yaptıkları işler, kendilerine böyle süslenmiş, hoşlarına gitmiştir.
ataç ikon Kuran'ı Kerim
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Promiyer

Promiyer

@pronuyer

Kuzeni ona, insanları Osman'a karşı kışkırtanın o olduğunu hatırlattı. Ayşe, Hz. Peygamberin mestini kaldırıp sallamamış mıydı Osman'a? O hareket Hz.Muhammed'in desteklediği her şeye ihanet demekti. Kuzeni olan adam ona, "Eğer sende Hz.Muhammed'in saçının bir tek teli olsaydı, onunla övünür, ondan faydalanırdın," diye konuştu. Ayşe ayrıca, Müslümanı Müslümana öldürterek Allah'ın kelâmı Kuran'a karşı da suç işlemişti. Hepsinden kötüsü, Hz. Muhammed'in ailesi Ehlibeyt'e nasıl meydan okurdu Ayşe?
ataç ikon Peygamberden Sonra
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
gamze

gamze

@dimple

İman tarihine Hüseyin aynasından bakılmadıkça Yezidlerin hal ve gidişatları "Bak ya, daha ne isterseniz zalim diye nitelendirdiğiniz adam konuşmalarında Allah diyor, meydanlarda bedava Kur'an dağıtıyor." diye nice söz perdeleri kapanır durur.
(Sayfa 217)
ataç ikon Kerbela
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Engin Şahinşah

Engin Şahinşah

@enginsahinsah

Bu iş olunca askerden yana gönlüm rahatlayıp savaş hazırlıkları yapmaya başladım. Benim haberim düşmana yetişmeden önce onlar üzerine aniden baskın yapayım dedim. Bu işim nasıl olur diye Kur'an'dan tefe'ül açarak baktığımda şu ayet çıktı: "Kem min fietin kaliletin ğalabet fieten kesiraten biiznillah." yani "Nice küçük topluluklar, Allah'ın izniyle büyük kalabalıklara üstün gelmiştir." Kur'an'dan böyle sevindirici bir haber çıkınca gönlüm kuvvetlendi. Hemen askerimi nizama sokup yedi bölüğe ayırarak yasal düzenledim.
ataç ikon Timur'un Günlüğü
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Misafir

Misafir

@misafir000

İstihareye yatınca Kuran dedi ki: "Allah kimseye taşıyabileceğinden ağır yük
vermez. And olsun!"

Doktorum dedi ki: "Bırak bu hurafeleri. Çok sık rastladığımız bir durum bu. Postnatal depresyon diyoruz biz buna tıp dilinde...Bir kutu ilaç vereceğim sana.Günde iki adet Cipralex ile başlayalım. İşe yaramazsa artıracağız dozunu adım adım."
ataç ikon Siyah Süt
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
1 beğen · 0 yorum
Misafir

Misafir

@misafir000

''-Kur'an okumayan bir insan kabirde gibi karanlıktadır. Kur'an nurdur, ışıktır, feyizdir. Kur'ansız bir okul zulmettir, karanlıktır; bu karanlık mektep çocuğa ne verecek .''
ataç ikon Ali Ulvi Kurucu Hatıralar Seti 4 Kitap
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Ilımlı İslam projesine benzer bir taktik, daha önce 12 Eylül darbesinden sonra askeri rejim tarafından Türkiye'de uygulanmıştı. Askerler, yurt dışından yapılan çevirilerle nispeten politikleşmiş İslami grupların ve ülkücülerin önünü almak için -illegal olmasına rağmen- eski ''miilitan''ları Adıyaman'da (Menzili) ilmi ehliyeti olmayan allahlık bir ''şeyh''e otobüslerle taşıyarak onları iradesiz ''mürit''lere dönüştürmüştü. 28 Şubat sürecinde de ''Siyasal İslam''a karşı Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre ve Mevlana üzerinden bir ''Türk Müslümanlığı'' inşa edilmeye çalışılmıştı. Şeriatı ve siyasal İslam'ı ''Arap işi'' gören bazı Türk allameleri; ''Arap'ın kelamı ve şeriatı varsa, Türk'ün de tasavvufu var'' türünden inciler saçma(lama)ya başladılar. Neredeyse her kasabası bir ''yatır''a, her köşesi bir ''baba''ya sahip olan Anadolu'nun adı geçen bu üç büyük ''veli''sine, olağanüstü büyük tazim göstermeye başlandı. Bu arada, bunların ''pir''i sayılan Maveraünnehirli Ahmet Yesevi'ye de Türki Cumhuriyetler için ''örnek'' ve ''model'' Türk peygamberi işlevi yüklendi. Kerbela'nın, İranlı Şiilerin ikinci Kabe'si haline dönüştürüldüğü gibi, Hacıbektaş ilçesi ve Konya vilayeti de Türklerin ikinci ''Medine''sine dönüştü. Tarihte bazılarınca ''Farsça Kur'an'' ünvanı verilen Mesnevi-i Şerif''in Kur'an-ı Kerim'e benzer lüks cilt baskıları ve yeni çevirileri yapılmaya başladı. Medya ve edebiyat dünyası, harbi Mevlanacı oldu. İlahiler, çok sesli müzik koroları tarafından seslendirilmeye, sufi ve mistik besteler ve klipler yapılmaya başlandı. Msitik ve platonik versiyonlarını birleştiren ''aşk'' romanları bestelenir oldu. Ünlü senaristlerimiz, mistik içerikli film çalışmaları denediler. Anadolu'nun Şaman-mistik genetiği tekrar yeşermeye başladı. Cumhuriyet döneminde teoloji (ilahiyat), saygınlığını kaybettiği için, antropolojik ve sosyolojik açılardan ''normal'' olarak görülebilecek bu dindarlık ve din yorumu, teolojik kritiğe tabi tutulamıyor. Mevlana hazretlerinin ünü, Hz.Muhammed'i solladı. Oysa, örneğin Kur'an, genel olarak peygamberlerin dışında yaratılan ve büyütülen dinsel kişilikleri ve imajları kutsama anlamında (din-adamı, din-ulusu) kategorik olarak reddeder:''Allah'tan size indirilene uyun; ondan başkasını evliya (dostlar) edinmeyin'' (7/3). Putlaştırılan bu tip kişilikler:''... insanların kendilerinin veya atalarının yarattığı ''isimler''den başka bir şey değildir;Allah, onların doğruluğu hakkında hiçbir delil indirmemiştir'' (7/71). İlim sahiplerine olan itibar ise, aslında onların ortaya koyduğu delil ve burhanadır; yoksa evliyada olduğu gibi, onların keramet ve sezgileri ile yaratıldıkları sırlı karizmaya değil,, Alim tipi, ayakları yerde ve şeffaftır; veli veya şeyh ise, etekleri havada ve esrarengizdir (kuddise sirruhu). Sanki, otoritelerini mantık ve Arap dilinin gramer kuralları içinde meşru olarak üreten onca fıkıh, kelam (teoloji) ve felsefe ekollerine sahip İslam'ın ana Sünni/Şer'i ekseni (ortodox), yüzyıllarca İslam dünyasıında hakim dini görüş değilmiş gibi, otoritesini her türlü akıl dışılığı, sırrı, gizi, rüyayı, vehmi, hayali ve ruhsal çöküntüyü gizleyen, onlara kılıf oolan yaldızlı ''gönül'' ve ''kalp''ten alan Türklerin tasavvufu,''hakiki-es-öz'' İslam oluyordu. Bu bağlamda ''milli'' özelliği ile Türk dinselliğinin, ahlaki ve politik bağlamda evrensel bir ''ümmet'' veya ''kardeşlik'' nosyonundan hayli noksan olduğu açıktır. Entelektüel çizgi olarak da İbn Haldun'un realite ve akla dayanan ''umran ilmi'' çizgisinden daha fazla, İbrahim Hakkı Hazretlerinin simya ile kimyayı, astronomi ile astrolojiyi, sihir-büyü ile keramet ve mucizeyi birbirine karşıtıran sentezine dayanır.

İlhami Güler, Direniş Teolojisi,'Hz.Muhammed (Adalet) Mi, Yoksa Hz.Mevlana (Aşk) Mı?', Ankara 2011, s.130-132.
ataç ikon Direniş Teolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Modern Avrupa kökenli çıplaklık kültürünü hariç tutarsak, insanlık –Avrupa’nın çoğunluğu da dahil-, hiçbir zaman makul sınırları aşmadı. Erkeğin, sakal bırakarak sevap beklemesi saflık veya kurnazlık; kadının saçını da cinsel bir unsur olarak görmesi sapıklıktır. Peçe ve çarşaf, kadını önce yoğun veya salt ‘’cinsel’’ bir varlık olarak tasarlama; sonra da bütün renklerin ve kumaşların şıklığına ve güzelliğine ‘’karşıt’’ olarak tek ‘’siyah’’ renkle onu mahkum etme ve frenleme girişimidir. Bu yaklaşım, Freud’u teoride yadsınmasına rağmen, pratikte onun her türlü insan edimini libido ve cinsellik ile açıklama girişimini onaylamaktadır. Böylece insanların karakterleri, akılları ve iradeleriyle insan oldukları; esas olanın, bunları eğitmek olduğu göz ardı edilir. Kur’an’ın deyimi ile ‘’esas olanın takva örtüsü olduğu’’ (Araf 7/26) unutulur.

İlhami Güler, Direniş Teolojisi,’Peçe ve Çarşaf Neyi Örtüyor?’, Ankara 2011, s.123-124.
ataç ikon Direniş Teolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Oysa kanaatimce, İslam’ın kadından örtmesini istediği yerler, erkeklerde cinsel cazibe uyandıran göğüs ve bacaklardır. Yani bölge olarak, boyun-bilek ve diz altıdır. Bu talebi, bir özgürlük kısıtlaması olarak görmek yanlıştır. Amaç, toplumsal ve bireysel ilişkilerde kadını,’’dişi’’liği aşırı vurgulanmış bir varlık olarak değil; onu ‘’kişi’’liği ile muhatap almaktır. Örtünme, neslin devamı ve evlenme-aile bağlamında anlam kazanan bir öneridir. Konuya estetik açıdan bakacak olursak, erkeğin saçı ve sakalı aslanın yelesine, kadının saçı da tavus kuşunun kuyruğuna, taraklı kuşun tarağına benzer. Yani her ikisi de estetik unsurlardır. Ahsen-i takvim olarak yaratılmanın ifadesidir. Kadının yüzü ile saçı arasında estetiklik açısından bir fark yoktur. Saçı ve yüzü yani başı cinsel bir bölge olarak görmek sapıklıktır. Estetik olan erotik olanı birbirine karıştırmaktır. İsteyen saçı ile isteyen de baş örtüsü ile şıklığını tamamlayabilir. Başörtüsü, Kur’an’ın indiği dönemde her kadında –hatta erkekte- varolan bir giyim unsurudur. Nur 21/31’deki ‘’Başörtülerini göğüslerine örtsünler’’ ifadesinin gerçek amacının –Allah doğrusunu bilir- göğüs dekoltesini örtmek olduğu kanaatindeyim; yoksa hem saç hem de göğüs değil. Bu nedenle saçların da o gün için ‘’görünen kısımlar’’ kapsamında değil, fakat hükmünde olduğu kanaatindeyim. Çünkü o günkü örf ve adet, hatta iklimsel zorunluluk dolayısıyla başlar örtülüydü. Ayrıca Tanrı’nın ‘’görünen yerler müstesna’’ şeklindeki atfı, O’nun makul örfe olan itibarını ve güvenini gösterir. Özetle, iffet İslami bir erdemdir. Örtünme (tesettür), bu erdemi pratize eden İslami bir hükümdür. Başın (saçların) örtülmesi, Müslüman alimlerin üzerinde icma ettikleri bir yorumdur. Bu yoruma ya saygı duyulur ve uyulur veya delil ile reddedilir. İffet kaygısıyla (niyet) başlarını örtenler sevap kazanır. Başlarını örtmeyenler günah kazanmaz. Cinsel saiklerle açılıp saçılanlar günahkar olur.

İlhami Güler, Direniş Teolojisi,’Peçe ve Çarşaf Neyi Örtüyor?’, Ankara 2011,s.123.
ataç ikon Direniş Teolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Misafir

Misafir

@misafir000

Evler okul olmalıdır. Çocuğun eğitiminden dinimize göre direkt olarak ebeveyn sorumlu olduğundan esas muallim ve mürebbi (öğretmen ve eğitici) anne ve baba olmalı, evler de esas okul haline gelmelidir. Kişilik/karakter eğitimi esas olarak ancak evde ve aile ortamında verilip inşâ edilebileceği gibi; müslümanlık da, ahlâk, sevgi ve samimiyet gibi erdemler de çocuğa mükemmel olarak ancak evde kazandırılabilir. "Koca", aynı zamanda "hoca" olmalı; evin reisi, liderliğini evde imamlık, muallimlik ve muhtesiblik yaparak da yerine getirmelidir. Çocuğunu canından fazla seven anne, onun cehennemde yanmasına rızâ göstermediğini davranış ve fedâkârlığıyla ispat etmelidir. Çocuğunu cehenneme götüren inanç, düşünce ve eylemlerden koruyacak şekilde onu eğitmenin yollarını bulabilmelidir.

İnançlar, değerler, gelenekler ve iyi alışkanlıklar, daha çok aile içinde kazanılır. Çünkü çocuğun şahsiyetini kazandığı devre, aile içinde geçer. Çağdaş tüm pedagoglar, "altı yaşa kadar çocuğun karakteri nasılsa, ondan sonraki yaşantısında fazla ekleme yapılmadan aynı izler devam eder" görüşünde birleşirler. Bu sebeple, ilk yıllardaki eğitim ve terbiye, hayâtî ve hayat boyu önem taşır.

Evlerde müfredâtı önceden tesbit edilmiş, planlı programlı dersler yapılabilir, kitap okuma saatleri düzenlenebilir. Bu derslerde, çocukların yaş ve seviyelerine göre, öncelikle inanç ve ahlâk eğitimleri, rûhî/psikolojik eğitimleri, zihnî eğitimleri, beden ve sağlık eğitimleri ve giderek cinsî eğitimleri, insan ilişkileri ve iktisâdî eğitimleri verilebilir. Hiç değilse, bu konularda ehil ve güvenilir kişilerin eserleri tâkip edilebilir. Çocuğa fazla bilgi yüklemekten çok, onu kişilikli bir müslüman olarak yetiştirip sevgiye dayalı eğitmek daha önemlidir. Kur'an öğrensin, hâfızlık yapsın diye dinden,Kur'an'dan nefret ettirmek yerine; dinini öncelikle sevsin, Allah,Kur'an ve peygamber sevgisi alsın, âhiret bilincine ve köklü bir imana sahip olsun denmelidir. Temizlik ve âdâb-ı muâşeret, terbiye ve nezâket de ihmal edilmemelidir.
ataç ikon Müslümanın Evliliği ve Aile Hayatı
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
0 beğen · 0 yorum
Misafir

Misafir

@misafir000

Evler okul olmalıdır. Çocuğun eğitiminden dinimize göre direkt olarak ebeveyn sorumlu olduğundan esas muallim ve mürebbi (öğretmen ve eğitici) anne ve baba olmalı, evler de esas okul haline gelmelidir. Kişilik/karakter eğitimi esas olarak ancak evde ve aile ortamında verilip inşâ edilebileceği gibi; müslümanlık da, ahlâk, sevgi ve samimiyet gibi erdemler de çocuğa mükemmel olarak ancak evde kazandırılabilir. "Koca", aynı zamanda "hoca" olmalı; evin reisi, liderliğini evde imamlık, muallimlik ve muhtesiblik yaparak da yerine getirmelidir. Çocuğunu canından fazla seven anne, onun cehennemde yanmasına rızâ göstermediğini davranış ve fedâkârlığıyla ispat etmelidir. Çocuğunu cehenneme götüren inanç, düşünce ve eylemlerden koruyacak şekilde onu eğitmenin yollarını bulabilmelidir.

İnançlar, değerler, gelenekler ve iyi alışkanlıklar, daha çok aile içinde kazanılır. Çünkü çocuğun şahsiyetini kazandığı devre, aile içinde geçer. Çağdaş tüm pedagoglar, "altı yaşa kadar çocuğun karakteri nasılsa, ondan sonraki yaşantısında fazla ekleme yapılmadan aynı izler devam eder" görüşünde birleşirler. Bu sebeple, ilk yıllardaki eğitim ve terbiye, hayâtî ve hayat boyu önem taşır.

Evlerde müfredâtı önceden tesbit edilmiş, planlı programlı dersler yapılabilir, kitap okuma saatleri düzenlenebilir. Bu derslerde, çocukların yaş ve seviyelerine göre, öncelikle inanç ve ahlâk eğitimleri, rûhî/psikolojik eğitimleri, zihnî eğitimleri, beden ve sağlık eğitimleri ve giderek cinsî eğitimleri, insan ilişkileri ve iktisâdî eğitimleri verilebilir. Hiç değilse, bu konularda ehil ve güvenilir kişilerin eserleri tâkip edilebilir. Çocuğa fazla bilgi yüklemekten çok, onu kişilikli bir müslüman olarak yetiştirip sevgiye dayalı eğitmek daha önemlidir. Kur'an öğrensin, hâfızlık yapsın diye dinden,Kur'an'dan nefret ettirmek yerine; dinini öncelikle sevsin, Allah,Kur'an ve peygamber sevgisi alsın, âhiret bilincine ve köklü bir imana sahip olsun denmelidir. Temizlik ve âdâb-ı muâşeret, terbiye ve nezâket de ihmal edilmemelidir.
ataç ikon Müslümanın Evliliği ve Aile Hayatı
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
0 beğen · 0 yorum
Sümeyye ZOR

Sümeyye ZOR

@sumeyyezor

Cahillik beladır. En büyük cahillik yaratanı bilmemektir. Kur'an ve hadis bilgisi, yaşadığımız hayatın fıkhını öğrenmek, huzurun kaynağıdır.
ataç ikon Kıblegah Evler
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
2 beğen · 0 yorum
mustafa şenyurt

mustafa şenyurt

@mustafasenyurt

79. Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür!

80. Onlardan çoğunun, inkâr edenlerle dostluk ettiklerini görürsün. Nefislerinin onlar için (ahiret hayatları için) önceden hazırladığı şey ne kötüdür: Allah onlara gazabetmiştir ve onlar azap içinde devamlı kalıcıdırlar!

81. Eğer onlar Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene iman etmiş olsalardı onları (müşrikleri) dost edinmezlerdi; fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.
MAİDE SURESİ 79-81
0 beğen · 0 yorum
mustafa şenyurt

mustafa şenyurt

@mustafasenyurt

30. (İnsanları) Allah yolundan saptırmak için O'na ortaklar koştular. De ki: (İstediğiniz gibi) yaşayın! Çünkü dönüşünüz ateşedir.

31. İman eden kullarıma söyle: Namazlarını dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne alış-veriş, ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıklardan (Allah için) gizli-açık harcasınlar.
İBRAHİM SURESİ 30-31
1 beğen · 0 yorum
kent aylağı

kent aylağı

@frost

Onun hakkında konuşuyorlar, onunla konuşuyorlar, ne yediğiyle, ne zaman yediğiyle, nasıl giyindiğiyle, neden Kuran değil de roman okuduğuyla ilgileniyorlardı.
ataç ikon Kafir
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
2 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Tasavvufun iddiasının aksine, Kur'an fakirliği tasvip etmez ve fakat kınamadığı da ortadadır. Zengin olma isteği, masum ve meşrudur. Ancak, meşru yollardan ve fakirlerle paylaşmak kaydıyla. Kur'an Karun'u zenginliğinden dolayı eleştirmez. İki gerekçeyle eleştirir:1) Mal ve mülkün mutlak kaynağını, yani Allah'ın lütfu olduğunu unutarak ''mutlak mülkiyet'' iddiasında bulunması (!ala,'ilmin,'indi).2) Paylaşmayı reddetmesi (28/76/82). Zenginliğin koşullu onaylandığına ve üstünlüğüne ilişkin Kur'an şöyle bir misal verir:''Bir tarafta kendi adına hiçbir şey yapma imkanı bulunmayan, sırf efendisine hizmet etmeye memur aciz bir kişi (örneğin, memur İ.G.); diğer tarafta ise, kendisine geniş maddi imkanlar lütfettiğimiz ve o da malından mülkünden gizli veya açık yardım yapan (örneğin,tüccar İ.G.) bir kişi; bunlar birbirine eşit olur mu?''(16/75). İkinci kişinin üstünlüğünüü sağlayan unsurlar şunlardır: Bir, malın/mülkün gerçek kaynağını bilimesi;iki, meşru yollardan bu malı kazanması;üç, paylaşması. Birincinin az değerli oluşunun kaynağı, eşit koşullarda (fırsat eşitliği) kabiliyetlerini kullanmamış oluşudur. Bu, onu ahlaki eylemde (yardım, paylaşma) bulunma imkanından yoksun bırakmıştır. Halk arasında kullanılan ''Veren el alan elden üstündür.''sözü bu gerçeği dile getirir. Bu iki insan özde eşittir fakat ikincisi, kabiliyetlerini yaratıcı olarak kullanması ve ahlaki kapasitesi dolayısıyla üstündür. Paylaşmanın ahlaki gerekçesi, hazzı paylaşma ve acıyı azaltmadır. Bu, dünyada ruh neşesi diyebileceğimiz, hazz gibi kopuk (kısa erimli) olmayan gerçek mutluluğu/süruru-huzuru doğurur; ahirette ise ''cennet'' denen mutluluğu.''Fakirlik küfre en yakın haldir'' hadisi eğer doğruysa; Kur'an'da şöyle der:''İnsan, kendini yeterli (istiğna) görünce azar''(96/6-7).''Eğer insanların evlerinin tavanlarını, merdivenlerinii, kapılarını, koltuklarını gümüşle veya altınla donatsaydık, onlar tek bir (kafir) ümmet olurlardı''(43/33-34). Oysa insan, her iki durumda da (yoksulluk ve zenginlik) denenmektedir (2/155,7/167,21/35,89/16,16/71). Tavsiye edilen iktisadi (adil, orta) yol, ne eli sıkı/cimri olma, ne de savurganlık ve israftır (17/29). Denenmede Tanrı insanın elinin dolu olup olmadığına bakmaz, temiz olup olmadığına bakar.

Güler, Direniş Teolojisi,'İktisat İtikattır:Çağdaş Ekonominin Metafizik Kritiğine Giriş', Ankara 2011,s.62-63.
ataç ikon Direniş Teolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

İslam,''olan'' insan ile ''olması gereken'' insan arasında ahlaki bir ayrım yaparak bu olması gerekenin sınırlarını çizer. Mistik akımların (tasavvuf ekollerinin), insanın içgüdülerine kök söktüren ve içgüdülerin mala-mülke karşı olan mesafesini uzaklaştıran (fakr,zühd) tutumlarının aksine;Kur'an, malı-mülkü olumlu (tayyibat-helal) olarak Allah'ın ''ziynet''i(7/32) olarak görür. Fakihler de İslam dininin insan için korumayı amaçladığı beş temel ''maslahat'' veya ''makasıd''dan birinin de ''mal/mülk'' olduğunu tespit etmişlerdir.

Güler, Direniş Teolojisi,'İktisat İtikattır:Çağdaş Ekonominin Metafizik Kritiğine Giriş', Ankara 2011,s.61.
ataç ikon Direniş Teolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Peki bu olup bitenin İbrahimi-evrensel tektanrıcı din (Yahudilik ve Hıristiyanlık) ve bunun son versiyonu İslam (Kur'an) açısından anlamı nedir? Kur'an, dinsizliği nankörlük (küfr) ve sınırsız arzuların kontrolünde yaşama (arzuların ilahlaştırılması -45/23) olarak tanımlar. Dolayısıyla bu olup biten, teolojik anlamda dinsizliğin giderek yükselmesidir. Konumuz olan temel sorunlara gelince, dünyada olup biteni Kur'an perspektifinden anlamak gayet basittir. Bir ayet şöyle diyor:''İnsanların kendi elleriyle yaptıklarından dolayı denizlerde ve yeryüzünde bozulmalar (fesat) çıkar. Allah, bunların bir kısmını insanlara tattırır ki belki dönerler''(30/41). Bugün karşı karşıya bulunduğumuz global ısınma, iklim değişiklikleri ve ekolojik kirlenme, bu ilahi kanunun tecellisidir. Kur'an'ın başka bir pasajında şöyle deniliyor:''Allah yeryüzüne (ekolojik) bir denge koymuştur; bu dengeyi zorlamayın; dengeyi adaletle koruyun ve bozmayın''(55/7-9). Diğer bir ayet arzuların kontrolünde yaşayanların yeryüzünde egemenlik kurduklarında, ortalığı fesada vererek bitki örtüsünü (hars) ve insan neslini tahrip ettiklerini (2/205) söylemektedir. Bilmem tefsire (yoruma) gerek var mı?

Güler, Direniş Teolojisi,'Küresel Isınma, Ekolojik Dengenin Bozulması ve İklim Değişikliğin Teolojisi',Ankara 2011, s.22-23.
ataç ikon Direniş Teolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
Ahme't Sessiz

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

F.İshak'ın dediği gibi:
''Dogma praxisi önceleyebilir; fakat, özgürlük/kurtuluş sürecinde oluşan teolojiyi önceleyemez. Baskı altındaki toplumlar için teoloji, özgürlük praxisini takip eden refleksiyondan doğar.''Bizim yolumuzda mücadele edenlere (doğru) yollarımızı gösteririz''(29/69).ayeti, bize teoloji ''yapma''nın doğru yolunu gösterir. İslam'daki teolojik düşüncenin bütün formlarının tarihi ve başka teolojilerin tarihi de F.Hegel'in ''felsefe'' hakkında söylediği şu sözü doğrulamaktadır:''O (felsefe), sadece gün batımında yükselir''(F.Esack, Qur'an, Liberation and Pluralizm, Wsoy,1997,85).
Yani iş işten geçtikten sonra. Bugün ihtiyacımız olan şey, egemen iktidarlara yamanmış dogmatik teolojilerin (tuzu kuruların) ve dinsel kurumların ve söylemlerin arasındaki ''diyalog'' değil;Güney Afrika ve İsrail ırkçı rejimlerine karşı, ezilen Müslümanların ve Hıristiyanların, Güney Afrika ve Lüblan'da ortaya koyduğu örnekliklerdeki gibi, Dünya Sosyal Konseyi örgütlenmelerinde olduğu gibi, dinler arası ve halklar arası''dayanışma'' ve ''direniş''tir. Diyalog çağrılarını, egemen sistemin bekçileri mevcut tahakkümlerini devam ettirmek için yapmaktadırlar. Bugün ihtiyacımız olan şey, sadece texte (metne) dayanan dogmatik teolojiler değil; aynı zamanda kontekse dayanan dayanışma ve direniş teolojileri üretmektir. Kimin ''mümin'' kimin ''kafir'' olduğunu, dolayısıyla kimin uhrevi-ebedi kurtuluşa erişeceği, kimin kaybedeceğini tayin etmek ve bilmek -Hıristiyanlığın iddiasının aksine- bizim işimiz ve haddimiz değildir; bunu, Kur'an'ın yüzler kere tekrarladığı gibi:''... en iyi Allah bilir.'' Kur'an'ın dinler üstü evrensel dini çağrısı şöyledir:''Herkesin yöneldiği (dini, teolojik, mezhebi) bir yön vardır;(o halde) siz, birbirinizle hayırlarda yarışın (dayanışın)''(2/148).''Sakın zulmedenlere en ufak bir meyin duymayın; sonra size ateş dokunur...''(11/113).''Bir zulme ve saldırıya uğradıklarında birbirine yardım ederler''(42/39). Dünya halklarının bugün acilen ihtiyacını duyduğu şey, küresel kapitalizme, sömürüye karşı mazlumların ve mağdurların kresel bir dinler ve hatta dürüst dinsizler ile dayanışmasıdır. Çünkü mazlumun dini sorulmaz ve dünya küfürle devam eder; fakat zulme devam edemez; etmemeli.

Güler, Direniş Teolojisi,''Günümüzde Bir ''Direniş Teolojisi''ne Duyulan ihtiyaç', Ankara 2011,s.11-12.
ataç ikon Direniş Teolojisi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum
mustafa şenyurt

mustafa şenyurt

@mustafasenyurt

70. Sizi Allah yarattı; sonra sizi vefat ettirecek. Daha önce bilgili iken hiçbir şeyi bilmez hale gelsin diye sizden bazı kimseler ömrün en kötü çağına kadar yaşatılacak. Şüphesiz ki Allah bilgilidir, kudretlidir.

71. Allah kiminize kiminizden daha bol rızık verdi. Bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere verip de bu hususta kendilerini onlara eşit kılmazlar. Durum böyle iken Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
NAHL SURESİ 70-71
1 beğen · 0 yorum
/ 2