up
ara

Neşe Sözleri ve Kitap Alıntıları

İçerisinde Neşe geçen, Neşe temalı, Neşe tarafından söylenmiş veya Neşe hakkında sözler ve kitap alıntıları listelenmektedir.
Eseflal

Eseflal

@eseflal

Derde gül, düşmana gül,
Neşelenmenin zamanı geldi!

178
0 yorum
Ahmet KARAMAN

Ahmet KARAMAN

@ahmetkaraman

Ne zaman biraz neşelenmeye kalkışsam, hayat hemen öç alır benden.
0 yorum
Sümeyye ZOR

Sümeyye ZOR

@sumeyyezor

Onların neşeli anları kederli zamanlarından; uzuntuleri de sevinçlerinden daha büyüktü. Görünüş te hemen hepsi mutlu idiler ama derinlerde bir yerlerde daima hüzünlere batmış insanlar hep böyle mi ?"
0 yorum
Seyda Özmen

Seyda Özmen

@seydaozmen

Kırmızı bir mürekkep lekesi nasıl büyürse susuz bir kağıdın kuraklığında öyle büyüdü aldığım tüm yaralar. Ama aldığım tüm yaraların, huzura çıktığım anda birer kan çiçeğine dönüşeceğini bilmenin sevinciyle indi kalbime neşve.
ataç ikon Mavi Lale
8.2 (30 oy)
0 yorum
Hazal Uysal

Hazal Uysal

@siyahgibigri

"Ne kadar çok içersem öylesine çok hissediyorum, içkide acı ve duygu aradığım için içiyorum. Neşe değil, sadece acı arıyorum. İçiyorum, çünkü çok çok acı çekmek istiyorum."
ataç ikon Suç ve Ceza
9.2 (2330 oy)
0 yorum
Misafir

Misafir

@misafir000

Neşeli yüreklerle birlikte neşeli şarkılar söyleyen kederli bir kalp ne kadar yücedir.
ataç ikon Aforizmalar
8.8 (12 oy)
0 yorum
Burcu S.

Burcu S.

@bs

Neşe ve mutluluğun yalnızca insan ilişkilerine dayandığını düşünüyorsan yanılıyorsun. Tanrı bu hazzı her yere saçmış durumda. Yaşadığımız her şeyin içinde bulabilirsin bunu. Tek ihtiyacımız olan, alışkanlıklarla örülü yaşam tarzımıza sırtımızı dönüp yepyeni bir yaşama adım atmamızı sağlayacak cesaret.

Demek istediğim, hayatına yeni bir ışık tutmak için bana ya da herhangi bir başkasına ihtiyacın yok. Bu şey hemen dışarıda. Yapman gereken yalnızca uzanmak ve onu kavramak. Kendin ve yeni koşullara geçmemek için gösterdiğin inatçılık dışında savaşacağın hiçbir şey yok.
(Chris McCandless’ın Ronald Franz’a yazdığı mektuptan)
ataç ikon Yabana Doğru
8.8 (59 oy)
0 yorum
sıkıntıdan bir zırhım var, neşe işlemez
yaşamıyorum artık, böylece kimse beni öldüremez.
ataç ikon Gerçek Rüya
9.33 (3 oy)
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

Büyük adamlara, büyüteçlerle bakan eleştiricilerle, onları dürbünün ters tarafı ile izleyen müşkülpesentler hep yanılacaklardır. Çünkü, büyük adamlar yakından herkes gibi olağan, ama yaptıklarıyla uzaktan başkalarına benzemeyecek kadar dikkat çekici kişilerdir. Onları önce insanlığından soyarak küçültenlerle, insanüstü yaparak kutsileştirenler gerçekçi değildirler.

Atatürk'e oniki yıl gece, gündüz, günün yirmidört saatında hizmet etmiş Cemal Granda'nın bu anıları, onu insan sözcüğünün anlamı içinde, pek güzel canlandırmaktadır. Onun hakkında yazılmış bütün anılardan bu kitabın değişik olması nedeni budur.

Bu kitapta, fotoğraflardaki Atatürk'ü, nutuklardaki Atatürk'ü, bayramlardaki, merasimlerdeki Atatürk'ü değil, Türkiye Cumhuriyeti nüfusuna kayıtlı, vatandaş Mustafa Kemal'i görüyoruz. İç dünyasındaki büyük yalnızlığı, hassasiyeti, taşkın duyguları, davranışları, sitemleri, neşesi ve üzüntüleriyle, insanlık realitesinin herkes gibi onda da yansımasını bulmaktayız. Gerçekte de Atatürk'ün büyüklüğünü süsleyen, onun aramızdan biri olmasıdır.

Sayın Cemal Granda'ya, bize Atatürk'ü böylesine yakından seyrettirme fırsatı verdiği için teşekkür ederiz. Bununla anlıyoruz ki, şimdi o bizden başkası değil, daha çok bizden biridir.
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

Sofrasında çağının her çeşit insanına yer veriyordu. Hepsi ayrı düzeydeki bu insanlarla tartışırken sanki yurdun sesini duyardı.

Güvendiklerinin ve sevdiklerinin eleştirilerine sabırla katlanmasını bilirdi. Şakayı çok severdi. Kendisi de ara sıra şakalar yapardı. Eski arkadaşlarından Nuri Conker, Salih Bozok sık sık şaka yaparlar ve sofrayı şenlendirirlerdi. Sinirli zamanlarında bunların bir nüktesi ya da hikâyesi Atatürk'ün bir anda öfkesini dağıtmağa yeterdi. Ama Atatürk her zaman neşeliydi. Sinirlendiği zamanlar çok azdır. O zaman da arka arkaya sigara ve kahve içerdi. En güç anlarda bile soğukkanlılığını, neşesini korumasını bilir ya da öyle görünürdü.

Çok konukseverdi, sofradakilerin ayrı ayrı gönüllerini alıp hatırlarını sormadan yapamazdı. Açık konuşanları sever ve yanında her şeyin konuşulmasını isterdi. Bu yüzden sık sık ileri geri konuşanlara da rastlanırdı.

Atatürk'ün sofrasından kimler geçmemiştir ki... Mahalle arkadaşları, silâh arkadaşları, devrim arkadaşları, politikacılar, edipler, şairler, müzisiyenler, bilim adamları, iş adamları, yabancı devlet başkanları, krallar... İşten ve yurt gezilerinden artan bütün ömrü sofrada geçmiştir denilebilir.

Fakat burası hiç bir zaman bir içki ve cümbüş bayağılığına inmemiş, bir sohbet ve tartışma meclisi olarak kalmıştır. Eğlencenin yanı sıra en çetin devlet işlerinin karara bağlandığı bir meclis... Politikanın, aktüalitenin de ziyafet sofrası!

Resmî görüşmelerinde son derece titiz ve törenci olan Atatürk'ün özel hayatındaki samimiyeti, dünyada pek az devlet adamına nasip olmuştur denilebilir. Danışmaya bazan o kadar büyük değer verirdi ki, aklından geçen meseleler hakkında çok zaman hiç olmadık insanların fikrini bile aldığı görülürdü. Sonunda yine kendi fikrini uygulayacağını bildiği halde hiç kimsenin hor görülmesine katlanamazdı.

(...)

Her gece içtiği halde Atatürk'ün bir kere bile içki yüzünden kendinden geçtiğini, taşkınlıklar yaptığını görmedim, duymadım. Aksini iddia edenler varsa, bunların yaptıkları düpedüz dedikodudan başka bir şey değildir. Ölümünden sonra çekememezlik ve kıskançlıklarından Atatürk'ün sofrasını sarhoşluk, ayyaşlık ve zevke düşkünlükle kötülemek istiyenler oldu ama, bu çabalar ne kadar boşunadır. Onun yaşantısı bütün kusurlarıyla meydandaydı. Gizlenecek bir yönü yoktu ki... Halkın sofrası idi.
0 yorum
evrenselkitapkurdu

evrenselkitapkurdu

@herseydenonceanne

Sularda

"Renkler birbirine karışmıyor" dedi.

Işık dondu. Taşa gizlendi ses.
Soluğunu tuttu rüzgar. İki çakıl
taşı, eskimiş bir neşeyi konuştu.
Rüzgarını yitirmiş fırtınada, göl
denize öykündü belli belirsiz.
Taşın yüzünü sildi zaman.
Şeklini ve yerini arayan bulut
ortada kaldı. Yaşlı bir volkanın sessizliğinde, "güneş
yok aslında" diye sayıklandı. Beynimde
bir çekiç vurdu, vurdu. Her yerde örümcekler...
Her yerde ağları...

Yine de ellerin nerde kaldı?
ataç ikon Kuytumda
6.7 (3 oy)
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

Ne bir tiyatroda ne de bir sinemada uzun süre oturmaya katlanabiliyorum; elime bir gazete ya da çağdaş bir kitap alıp okuduğum seyrek oluyor. Tıklım tıklım trenler ve otellerde, bunaltıcı ve sırnaşık bir müziğin çaldığı hınca hınç kafeteryalarda, zarif ve lüks kentlerin barları ve varyetelerinde, dünyayı gezen sergilerde, geçit törenlerinde, bilgiye susamış kimseler için düzenlenen konferanslarda ve kocamana stadlarda insanların aradığı nasıl bir haz, nasıl bir neşedir aklım almıyor bir türlü.

İstesem ulaşabileceğim, benim dışımda binlerce kişinin ele geçirmek için itişip kakıştığı, uğraşıp didindiği bu neşe ve sevinçleri anlamam ve paylaşmam olanaksız. Öte yandan, benim o şenlikli saatlerimde yaşadıklarımı, benim için haz, yaşantı, cazibe ve huşu sayılan şeyleri dünya bilemedin sanat yapılarından tanıyor, sanat yapıtlarında arayıp seviyor onları. Yaşamın içinde ise hepsini kaçıkça buluyor.

Ve doğrusu dünya haklıysa, kafeteryalardaki bu müzik, bu kitlesel eğlenmeler, az şeyle yetinen bu Amerikalılaşmış bu insanlar haklıysalar, o zaman ben haksızım demektir, o zaman kaçık biriyim ben, o zaman sık sık kendime verdiğim isimle bir bozkırkurduyum, yolunu şaşırıp yabancı ve anlaşılmaz bir dünyada gözünü açan bir hayvanım, eski vatanının havası ve yiyeceği elinden çıkıp gitmiş bir hayvan.
ataç ikon Bozkırkurdu
8.7 (148 oy)
0 yorum
AFD

AFD

@afd

İradenin tezahürlerini insanlığın en geçmişten bu yana ortaya koyduklarında bulabileceğim inancına geri dönmüştüm. Yani, Tanrı'ya, ahlaki mükemmelliğe ve yaşamın anlamını ileten bir geleneğe olan inancıma geri döndüm. Bir tek şu farkla ki, o zamanlar bunların hepsini bilinçsizce kabul etmişken, şimdi bunlarsız yaşayamayacağımın farkındaydım.

Başıma gelen şöyle bir şeydi: Beni bir kayığa koymuşlar (ne zaman olduğunu hatırlamıyordum) ve bilmediğim bir sahilden kayığı nehire doğru ittirmişlerdi. Bana karşı sahilin istikametini göstererek, alışık olmayan ellerime kürekleri tutuşturup beni tek başıma bırakmışlardı. Küreklere elimden geldiğince asılarak yol alıyordum, ancak nehrin ortalarına doğru ilerledikçe akıntı beni hedefimden daha fazla uzaklaştırıyordu ve benim gibi akıntıyla sürüklenen insanlara daha çok rastlıyordum. Kürek çekmeye devam eden birkaç kişi vardı, ama diğerleri kürek çekmeyi bırakmışlardı. Büyük kayıklar ve ağzına kadar insan dolu devasa tekneler vardı. Bazısı akıntıyla mücadele ediyor, bazısı da ona teslim oluyordu. Daha ileriye gittikçe, akıntıyla nehrin aşağısına doğru sürüklenenleri görüyor ve gideceğim yönü iyiden iyiye şaşırıyordum. Nehrin tam ortasında akıntıyla aşağılara sürüklenen o kayık ve tekne kalabalığının arasında yönümü iyice kaybettim ve kürekleri bıraktım. Dört bir yanımda yelkenli kullanan ve kürek çeken insanlar mutluluk ve neşe içerisinde nehiraşağı sürükleniyorlar, beni ve birbirlerini gidilecek başka bir yön olmadığına temin ediyorlardı. Ben de onlara inandım ve onlarla birlikte sürüklendim. O kadar uzaklara sürüklendim ki, nehrin beni paramparça edecek olan en akıntılı yerlerinin kükremesini duyabiliyor ve bu akıntı yerlerinde paramparça olan kayıkları görebiliyordum. Kendimi toparladım. Çok uzun zaman başıma neyin geldiğini anlayamamıştım. Önümde yok oluştan başka hiçbir şey göremiyordum ve ben dehşete kapıldığım bu yok oluşa doğru hızla ilerliyordum. Etrafta güvende olabileceğim hiçbir yer göremiyordum ve ne yapacağımı bilemiyordum. Arkama baktığımda akıntıda durmaksızın ve şiddetle sürüklenen sayısız kayık gördüm. Aklıma o sahil, kürekler ve gideceğim yön geldi; akıntıya karşı ve o sahile doğru kürek çekmeye başladım. O sahil Tanrı'ydı. Gitmem gereken o yön gelenek idi; kürekler ise sahile doğru ilerleyebilmem ve Tanrı'yla bir olabilmem için bana verilen özgürlüktü, Böylece, yaşama gücüm yenilenmişti ve bende yeniden yaşamaya başlamıştım.
ataç ikon İtiraflarım
8.4 (199 oy)
0 yorum
Defne Alaçam

Defne Alaçam

@defnealacam

Fena halde avlanmış olduğunu hissediyordu, ama onu neyin avladığını bilemiyordu. Üstelik tam da her şeyi daha iyimser yönden görmesini sağlayan ilkgençliğinin sorumsuz sabahlarına benzeyen köpüklü bir günışığı odasını doldururken oldu bütün bunlar...

Bu ışıkta eşyaların sert köşeleri bile yumuşayıp eğimli çizgilerle havaya karışır; güne neşesini verir, her şey tam ve uyum içindedir. Bir yandan yeni yapraklanmış çiçekleri okşadığı böyle sabahlarda ilkgençliğinden beri inanıp inanmamakta kararsızlık çektiği tanrıya içinden sessizce şükreder.
ataç ikon Eldivenler, Hikayeler
8.3 (22 oy)
0 yorum
Asuman

Asuman

@pamukasuman

Neşeniz, maskesi düşen kederinizdir.
ataç ikon Tanrı Elçisi
9.7 (3 oy)
0 yorum