up
ara

Uzel

Uzel

Uzel

@uzel

Yaşamını kedilerle paylaşan herkesin ilgiyle okuyacağına kuşku yok. Kedilerin anatomik ve fizyolojik yapıları, insanlara benzeyen ve benzemeyen yanları özlü bir şekilde aktarılmış. Kedilerin bazı davranışlarının altında yatan duygu ve düşüncelere ilişkin yazarın bazı tahminlerine katılmamakla birlikte, okumaya değer bulduğum ve önerebileceğim bir kitap.

Kitap aynı zamanda insanlık tarihini de bir açıdan özetliyor. Bereketli Hilâl’de avcı-toplayıcılıktan yerleşik düzene geçişin yaşandığı Tarım Devrimi’nden başlayarak, önce tahıl depolarını farelerin keşfedişi, ardından da fare bolluğunu kedilerin keşfedişiyle beraber, insanlar ile kediler arasında başlayan yakınlığın tarihsel ilerleyişi hakkında değerli bilgiler ediniyorsunuz.

Kitabı dilimize kazandırdıkları için yayınevi, çevirmen ve diğer tüm emekçilere teşekkür ediyor ve sonraki basımlar için sıkı bir gözden geçirme yapılması gerektiğini ekliyorum. Gerçekten aşırı miktarda yazım hatası var (kedi yerine kendi, türlü yerine tüylü, beni yerine benim, iskorbüt yerine iskorpit gibi). Türkçe basımın başında (ithaf sayfasından hemen önce) kitabın orijinal adının "kedi davranışlarını inceleyen yeni bir bilim dalı olduğu” yazılmış fakat ben böyle bir kullanıma rastlayamadım. Kitabın orijinalinin kapağında, başlığın hemen altındaki açıklama yazısından esinlenilerek böyle bir not düşülmüş olabilir ama açıklama yazısındaki “the new feline science” ifadesi kitabın adına işaret ediyor gibi görünmüyor. Birkaç öneri: Kitabın adını "kedi algısı" olarak Türkçeleştirmek düşünülebilir; bazen “bilim adamı” bazen “bilim insanı” karşılığı yerine her yerde “bilimci” kullanılabilir; “kara sıçan” için ilerleyen sayfalarda kullanılan “siyah sıçan” düzeltilebilir; kitabın bütününde vahşi yerine yabani sözcüğü yeğlenebilir (yer yer bu karşılık kullanılmış ama örneğin kesinlikle “yabani” karşılığının kullanılması gereken s.42’deki cümle var: “… ev fareleri yolda vahşi tahıllarla beslenerek…”).
ataç ikon Kedi Hissi
kitaba 7 verdi
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

Öncelikle arka kapak metnini aktarayım: "Yirminci yüzyılın önemli evrimsel biyologlarından ve modern sentezin öncülerinden biri olan Ernst Mayr, Biyoloji Budur ile biyolojinin bir bütün olarak önemini ve zenginliğini gözler önüne seriyor. Yaşam bilimlerini incelemenin yanı sıra bilime adanmış olağanüstü bir yaşamın birikimini de aktaran yazar, okuyucuya ve biyologlara kendi özel araştırma alanlarında geniş bir bakış açısı kazanabilmeleri için kavramsal bir çerçeve sunuyor. Kitapta bir yandan biyoloji tarihi ve felsefesi ayrıntılı bir şekilde ele alınırken bir yandan da biyolojinin bilim içindeki yeri tartışılıyor, insanın canlılar dünyasındaki yerini ve doğanın geri kalanına karşı sorumluluğunu daha iyi anlaması amaçlanıyor."

Evet, kitabın odağında, bir bilim dalı olarak biyolojinin özellikleri, felsefeciler tarafından nasıl görüldüğü, hakkındaki düşüncelerin zaman içinde nasıl değişimler geçirdiği var. Bunlar anlatılırken, ister istemez biyoloji alanındaki bilimsel gelişmelere de hafifçe değiniliyor ama asıl odak, bilim tarihi ve felsefesi içinde biyolojinin yeri denebilir. O nedenle bu kitabı ilgiyle okuyacak kişiler büyük olasılıkla ya genel olarak bilim felsefesi ile ilgilenenler ya da özel olarak biyoloji bilimiyle ilgilenenler olur diye tahmin ediyorum. Yazar, biyoloji biliminin tarihsel gelişimini, bir bilim dalı olarak kabul edilip edilmeyeceğinin bile tartışıldığı zamanlardan günümüze uzanarak, akıcı bir dille ve doyurucu bir biçimde aktarıyor. Ancak çoğu popüler bilim tarihi kitabında kişilere ve olaylara odaklanılarak yapılan roman tadında bir yaklaşım yerine, bu kitapta bilimsel ve felsefi kavramlara daha fazla değiniliyor; örneğin kamplaşmaların olduğu tarihsel dönemler anlatılırken, tarafların bilimsel düşünüş biçimleri ayrıntılı biçimde verildiğinden, konuyla ilgili kapsamlı bir altyapı edinebiliyorsunuz.

Afife İzbırak tarafından yapılan çeviriyi de özellikle beğendiğimi belirteyim; son zamanlarda sıkıntılı çevirilerle öyle çok karşılaştım ki, bu kitap bana neredeyse edebi bir tat bile verdi diyebilirim. Ancak yine de gözden geçirilmesini önerebileceğim bir-iki yerle karşılaştım. Aldığım notlar şöyle:
* S.21: “halihazırda” yerine “şu anda” veya “mevcut durumda” daha iyi oturabilirdi, çünkü bu ifade ile indirgemeciliğin korunmaya çalışıldığı belirtiliyor bir sonraki cümlede; o halde “at present” yerine kullanılan ifade “şimdilik böyle ama ileride değişebilir” anlamı vermeli ve “halihazırda” karşılığı bana sanki “ileride değişebilir” anlamını pek vermiyor gibi geldi.
* S.215: ikinci paragrafın çevirisinin gözden geçirilmesini öneririm çünkü “bölünme” ile “bölünme sonrası ayırma” kavramları, orijinaldeki gibi açık verilmemiş. Bu paragraf için ben kendi çevirimi alıntılar kısmında İngilizce orijinaliyle beraber ekledim.
* S.147: dipnot olarak verilen açıklamalardan ikincisi olan "eşeysel ikibiçimlilik"in açıklaması yanlış.

Bunların dışında bir miktar yazım hatası var; birkaç tanesi şunlar ama başkaları da vardı:
* Yazım hatası: s.43 “thought” olacak.
* Yazım hatası: s.216 "okullardaki" değil "olanlardaki" olacak.
* Yazım hatası: s.220 "yalan geçmişte" değil, "yakın geçmişte" olacak.

Kitabı uzun bir süre zarfında, iki ayrı kütüphanedeki iki ayrı yayınevinden (Tübitak ve Say) çıkan basımlarından, çeşitli zamanlarda ödünç alarak okudum. O nedenle belirttiğim sayfa numaraları bu iki basımdan birindeki veya ötekindeki ilgili sayfayı gösteriyor olabilir.
ataç ikon Biyoloji Budur
kitaba 8 verdi
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

Oxford Üniversitesi’nde İnsan Genetiği profesörü olan yazar, genetik konusundaki temel bilgileri ve tarihsel gelişmeleri yeri geldikçe metne yedirerek, mitokondriyal DNA (mtDNA) konusundaki kendi araştırmalarını, elde ettiği bulguları ve bunlara dayanarak yaptığı yorumları derlemiş. Ama ne zaman? 2001 yılında.

Sykes, Avrupalıların mtDNA’ları üzerinde yaptığı incelemeler sonucunda, dizilimleri 7 gruba ayırabileceğini görmüş ve her bir grubu birer kabile olarak düşünüp, ortak annelerine yani “kabile anneleri”ne birer ad vermiş: Ursula, Xenia, Helena, Velda, Tara, Katrine, Jasmine.

Kitap 23 bölümden oluşuyor. 15 ilâ 21.bölümlerde, söz konusu 7 kabile annesinin yaşamlarından BÜTÜNÜYLE KURGUSAL kesitler var. Bilimsel bilgi yüklemesine alışık olmayan okurun, konuya ilgisini pekiştirebilecek olması açısından kabul edilebilir olsa da, ben yüzeysel olarak göz gezdirip geçtim bu kurgusal öyküleri.

Kitabın 11.bölümünde yazar şöyle diyor: “mtDNA’nın, insanlığın geçmiş tarihinin derinliklerine inebilmemize yardımcı olan özelliklerinden biri, rekombinasyon sürecinden geçmediği için taşıdığı bilginin yıllar boyu aynı kalmasıdır. Benim mitokondrim ile ninelerimin mitokondrileri arasındaki tek fark, geçen binlerce yıl boyu oluşan mutasyonlardır. mtDNA da rekombinasyon sürecinden geçseydi, hepimizin bir sürü soyağacı olurdu. O zaman, mitokondriyal genetiğin içerdiği tüm varsayımlar anlamsızlaşırdı.”

Yani Sykes, mtDNA’nın insanda kesin olarak sadece anneden geçtiğini, hücrelerde hepsi birbirinin aynı olan mtDNA’ların birbirleri ile bir şekilde parça alışverişi yapsalar bile sonuçta özdeş olduklarından “rekombinasyon” diye bir durumun söz konusu olmadığını vurguluyor ve ekliyor: Şayet öyle bir şey olsaydı, mtDNA aracılığıyla yapılan çalışmaların tümü asılsızlaşırdı.

Kitap ülkemizde 2007 yılında basılmış olmasına karşın, doludizgin ilerleyen ve her gün onlarca yeni keşfin yapıldığı genetik alanındaki son duruma dayalı hiçbir güncelleme notu eklenmemiş. Ben 2018 yılı itibariyle Google’a durumu sorduğumda, ilk olarak 2002 yılında Kopenhag’da bulunan Rigshospitalet Üniversite Hastanesi’nden Marianne Schwartz ve John Vissing tarafından yapılan bir çalışma dikkatimi çekti: 28 yaşındaki bir hastanın kaslarında bulunan mtDNA dizilimlerinin çoğunun babasının ve amcasının dizilimleri ile uyumlu olduğu, öte yandan kan, saç kökü ve fibroblast dokularında bulunan mtDNA dizilimlerinin annesininki ile uyumlu olduğu belirlenmişti. Bilimciler, çok ender de olsa, babadan mtDNA geçişinin gerçekleşebildiği sonucuna varmıştı.

Sonra Wikipedia’nın “Paternal mtDNA transmission” başlıklı makalesini inceledim. Son 17 yılda, anlaşılan literatür epey zenginleşmiş ve babadan mtDNA geçişi, dolayısıyla rekombinasyon yolu ile mtDNA değişimi artık olanaksız görülmekten çıkmış. Yine de bunun enderliğinden ötürü, mtDNA’ya dayalı çalışmaların pek çoğunun büsbütün geçersizleşmediği de belirtilmiş. Yani rekombinasyonun olabilirliğinin olması, Sykes için korktuğu kadar vahim bir durum oluşturmayabilir, anladığım kadarıyla. Zaten sanıyorum biyoloji söz konusu olduğunda, istisnası olmayan kaide çok az (yaşam bir yolunu buluyor); fiziğin tam tersine.

Kitabın 46. sayfasında geçen, Watson ile Crick’in DNA’nın yapısını çözmek için x-ışınları ile bazı deneyler yaptıklarının doğru olmadığına dikkat çeken bir eleştiri okudum ayrıca. Kitabı okurken bunu irdelememişim ama belleğimi harekete geçirdiğimde, ben de eleştiride söz edildiği gibi, Watson&Crick’in Rosalind Franklin’in deneysel sonuçlarından yararlandığını okuduğumu anımsadım.

Ayrıca, kitapta Sykes’ın çeşitli anlaşmazlıklar yaşadığını belirttiği meslektaşı Erika Hagelberg, kitap hakkında bir inceleme yazmış. Önemli bilimsel gelişmeleri anlaşılabilir bir dille anlatmakla birlikte, müşteri hedefli olduğu belli olan bir kitap olduğunu, Sykes’ın ticari DNA analiz şirketi Oxford Ancestors için iyi bir reklam aracı görevi göreceğini söylemiş. Şuradan okunabilir:
https://www.researchgate.net/publication/253934894_The_Seven_Daughters_of_Eve

Sonuç olarak, bizim ülkemizde şu anda en çok gereksinim duyulan şeylerden birinin “bilime ilgiyi artırmak” olduğunu düşündüğüm için kitabın okunmasını önerebilirim. Çünkü akıcı ve sürükleyici bir dille yazılmış; okurun konuya ilgi duymasını sağlayabilir. Biz toplumun geneli olarak belli bir bilimsel ilgi, sonrasında bilimsel okuma ve dolayısıyla bilimsel altyapı edindikten sonradır ki, popüler bilim kitaplarını gerçekten eleştirebilmeye ve aralarında adamakıllı eleme yapmaya başlayabileceğiz. Ancak ondan sonradır ki, yayınevleri de seneler önce çıkmış kitapları ülkemizde basarken nelere dikkat etmeleri gerektiğini keşfedecektir.
ataç ikon Havva'nın Yedi Kızı
kitaba 7 verdi
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

Biyokimya konusunda oldukça kapsamlı bir başvuru kitabı. Popüler (halk için yazılmış) bilim kitabı olmayıp, bu alanda çalışma yürüten bilimciler ve bilim öğrencileri için yararlı olacaktır. Yayınevine not: Düzeltilmesi gereken birkaç dilbilgisi hatası ve çok sayıda yazım hatası var.
ataç ikon Biyolojik Elementler
kitaba 8 verdi
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

Kitabın YKY yayınlarından çıkan Türkçe çevirisini 65.sayfaya kadar okudum, fakat pek keyifli geçmiyordu. Kitap hakkında yazılan yorumlara bir bakayım dedim ve gördüm ki çeviriden şikayetçi olan çok kişi olmuş. Özellikle Ekşi Sözlük’teki şu incelemeyi de okuyunca iyice canım sıkıldı: https://eksisozluk.com/entry/30636635

Kitabın Almanca orijinalini okuma olanağım yok ama İngilizce çevirisini buldum. Popper’ın kendisinin de İngilizce bildiğini, bu çeviriyi ayrıntılı olarak gözden geçirip onay verdiğini, dolayısıyla İngilizcesinin de iletmek istediği düşünceler bakımından orijinali gibi kabul edilebileceğini de ayrıca öğrendim.

Kolay bir metin değil elbette ve çeviri Almanca orijinalinden yapılmış. O yüzden çevirmenlerin ortaya koyduğu çeviri konusunda daha fazla yorum yerine, şu birkaç karşılaştırmayı ekleyip, bu çeviri konusunu kapatıyorum. Emeği geçenlere yine de teşekkürler. Umalım ki bu eleştiriler yapıcı olarak algılansın ve bundan sonraki basımları yapacaklara yardımı dokunsun.

KİTABIN ADI
* Logik der Forschung : The Logic of Scientific Discovery (Bilimsel Keşif Mantığı) : Bilimsel Araştırmanın Mantığı

İTHAF
* TO MY WIFE who is responsible for the revival of this book (bu kitabın yeniden hayata dönmesini sağlayan EŞİME) : Yıllar sonra, kitabın yeniden yayımlanmasını sağlayan EŞİME

İÇİNDEKİLER
* PART I Introduction to the Logic of Science (Bilim Mantığına Giriş) : Giriş
* A Survey of Some Fundamental Problems (Bazı Temel Problemlere Genel Bir Bakış) : Bilgi Mantığının Temel Sorunları
* The Problem of Demarcation (Sınır Belirleme Sorunu) : Sınırlandırma Sorunu
* Falsifiability as a Criterion of Demarcation (Sınır Belirleme Ölçütü Olarak Yanlışlanabilirlik) : Sınırlandırma Ayracı Olarak Yanlışlanabilirlik
* The Problem of the ‘Empirical Basis’ (‘Deneysel Temel’ Sorunu) : Deneyimin Temeli Sorunu
* On the Problem of a Theory of Scientific Method (Bilimsel Yöntem Kuramı Sorunu Hakkında) : Yöntem Öğretisi ile İlgili Sorunlar
* The Naturalistic Approach to the Theory of Method (Yöntem Kuramına Doğalcı Yaklaşım) : Yöntem Öğretisinde “Doğalcı” Yaklaşım
* PART II Some Structural Components of a Theory of Experience (Bir Deneyim Kuramının Bazı Yapısal Bileşenleri) : Bir Deneyim Kuramının Temel Taşları

Birebir karşılaştırmayı daha fazla uzatamayacağım ama sözcük bazında gözüme çarpan bazı örnekler de şöyle (sadece içindekiler kısmındakiler):
*universal: bazen “evrensel” bazen “tümel” diye alınmış
*system: “dizge” güzel bir karşılık ama dilimize yerleşmiş değil
*axiom: “belit” yerleşmiş bir karşılık değil
*empirical: “görgül” yerleşmiş değil, “deneysel” kullanılıyor
*Perceptual Experiences: “yaşantılar” diye çevrilmiş ama “algısal deneyimler” ne denmek istendiğini daha iyi anlatırdı
*Resolution of Fries’s Trilemma: “üçlemin çözünürlüğü” olmamış
*Euclidean Geometry: Euklid değil, Öklit olacak

Kitabın kendi içeriğinin yani ilk bölümünün İngilizce ve Türkçelerini karşılaştırmaya başladığımda, İngilizcesini daha rahat anlayabildiğimden emin olunca, Türkçesine devam etmeme kararı aldım.
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

Markette rastlayıp ayaküstü okudum. Bilinen bir söylenceden esinlenilerek yazılmış olduğunun belirtilmemesine şaşırdım. Kısa, resimli bir çocuk kitabı da olsa, bilmeyenler bu kurguyu "yazar"ın ürettiğini düşünecektir değilse.

İçerik olarak çocuklara sunulması konusuna gelirsek, absürd öğeler barındıran bu gibi halk masallarının çocukken benim kafamı gereksiz yere fazlasıyla karıştırdığını anımsadığımdan, önermiyorum. Ben 12 yaş öncesi için daha net, yani iletmek istediği düşünce daha açık olan, verdiği bilgi daha gerçekçi olan kitaplar öneriyorum.

* https://arastirmax.com/en/bilimsel-yayin/turkish-studies/6/1/1391-1404-tiki-tiki-tempo-uzu-n-adli-cocugun-turkce-baglaminda-yerellestirilmesi
* https://www.pitt.edu/~dash/tikki.html
* https://en.wikipedia.org/wiki/Tikki_Tikki_Tembo
* https://eksisozluk.com/tiki-tiki-tempo-noserembo--312307
* https://www.uludagsozluk.com/k/tiki-tiki-tempo/
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

Kitabı çok beğendim ve oldukça kısa sürede ilgiyle okudum. Kitap, yeni bir şeyler söyleyen bir popüler bilim kitabı olmasından ötürü özellikle hoşuma gitti. Yaşam süreçlerinin altında yatan kuantum mekaniksel mekanizmalara ilişkin araştırmalar, henüz yeni yeni meyvelerini vermeye başlıyor.

Kitapta değinilen en ilginç konulardan biri, mutasyonun kökeninde (biyokimyasal nedenleri bir yana bırakırsak) kuantum fiziğinin yapısının yer alma olasılığı. Yani kimyasallar, morötesi ışık, radyoaktiflik ya da kozmik ışınlar gibi çok çeşitli mutasyon nedenlerinin önüne geçilse bile, sırf doğanın kendi özündeki işleyişten dolayı, mutasyonların yine de gerçekleşeceği düşüncesi. Çünkü sonuçta DNA kodunun yapısında, A ile T'yi ve G ile S'yi bağlayan hidrojen bağları, protonlardan oluşuyor. Protonların konum ölçümünü yapan DNA polimeraz enzimi sayesinde, bu kod okunuyor. Fakat sürekli ölçülen bir kuantum parçacığının yani hidrojen bağını oluşturan protonun, ölçüm sürecinden zarar görmemesi mümkün değil. Ölçüm, ölçülen parçacığın durumunu kaçınılmaz olarak değiştirir. Eğer parçacığın durumu genetik koddaki bir harfe karşılık geliyorsa, genetik kod da aynı kalamayacak demektir.

Kitapta iletilen değerli bilgilerden diğer birkaç tanesini de şöyle sıralayabilirim: Enzimlerin işleyiş biçimi, fotosentezin kuantum vuru sayesinde keşfedilen özelliği, manyetik algılama duyusuna ilişkin çalışmalar, koku duyusuna ilişkin tahminler.

Kitabın çevirisine ilişkin aldığım notlar ise şöyle:
* s.170'de "mustarip" değil "muzdarip" olmalı.
* s61'de "mutlak sıfıra kadar" olmaz, bilimsel olarak olanaksız zaten, kitabın ingilizcesinde "near" kullanılmış, "mutlak sıfıra yakın" olacak.
* s.59'da "elli"den sonra "yıl" eksik.
* s.93'de "küreli" değil "süreli" olacak.
* "dolanıklık" yerine "dolaşıklık" olmalı.
* "coherent" için kullanılan "uyumlu" sözcüğünün yerine "eşevreli" veya "eşdurumlu" olmalı.
* "Kanalların uzunluğu bir metrenin milyonda biri (1,2 nanometre), genişliğiyse bunun yarısı kadardır sadece" --> "milyarda biri" olacak.
* "multi-milyon dolarlık biyoteknoloji ve farmakoloji endüstrileri" --> "milyon" olarak çevrilmiş

Kitapla ilgili şu incelemelerin de okunmasını önerebilirim:
https://duzensiz.org/kuantum-sinirinda-yasam-9828818d58d0
https://sinirbilim.org/kuantum-sinirinda-yasam-al-khalili-mcfadden/
https://www.herkesebilimteknoloji.com/kitaplar/ben-senin-kuantum-olabilme-ihtimalini-sevdim
ataç ikon Kuantum Sınırında Yaşam
kitaba 10 verdi
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

Kitabın önce içeriğine ilişkin, sonra da çevirisine ilişkin düşüncelerimi yazacağım.

Kitap, alt başlığında söylediği gibi (Evolution’s Three Geneses), evrimin ortaya koyduğu üç farklı canlılık basamağına değiniyor: Çekirdeksiz tek-hücreliler, organelli & çekirdekli tek-hücreliler, çok-hücreliler. Hollanda asıllı yazar, kitap boyunca memleketlileri olan ressam Vermeer ile mikrobiyolojinin kurucusu Antonie van Leeuwenhoek'e atıflarda bulunuyor (bir başka Hollandalı olan Frans De Waal'in "Bonobo ve Ateist"te ressam Bosch'a atıflar yapması gibi); hatta bazı yerlerde bunu biraz abartmış.

Kitap 9 bölümden oluşuyor. İlk 3 bölüm boyunca yazar panspermiyayı savunuyor. Yani dünyadaki canlılığın başlangıcının, dünya dışı bir yerden buraya gelen mikro-organizmalara dayandığını iddia ediyor. Bunu bir olasılık olarak tüm bilimciler akıllarının bir köşesinde tutar; ama bunun kesin olarak böyle olduğunu söylemek için yeterli kanıt yoktur. Peki yazar neye dayanarak bunun kesin böyle olduğunu söylüyor? Yanıt, Mars meteoriti ALH 84001'deki manyetit zincirleri. Yazar 44.sayfada şöyle diyor: "Hiçbir inorganik olayın, böylesinde düzenli bir şekilde dizilmiş manyetit kolyeler üretmesi mümkün değildir." İşte yazarın dayanağı bu. Hiçbir inorganik olay üretemeyeceği için, o Mars kayasındaki manyetit zincirlerini kesinlikle canlı bakteriler üretti ve tabi Dünya'ya düşüp duran bu tür göktaşları ile gelen bir takım bakteriler de gezegendeki canlılığı başlattı, diyor. Sayfa 54'te şöyle diyor yazar: "Yaşam, başka bir yerden gelmiştir. Bu fikrin herhangi bir kısıtlamaya uğramadan ders kitaplarına girmesi, biraz zaman alacaktır."

2007 yılında yayımlanan kitap basıldıktan muhtemelen kısa bir süre sonra, "Meteoritics & Planetary Science" dergisinde yayımlanan bir makalede, ALH 84001'deki manyetit zincirlerinin şok dalgalarıyla oluşma olasılığının olduğu ortaya kondu. Yani, bu manyetitleri üretebilecek bir inorganik olay vardı. (Kitabın Türkçesi 2010 yılında yayımlanmasına rağmen, Türkçe baskıda ne yazık ki bundan söz edilmemiş. Ben bir okur olarak kendim araştırıp, son durumu kontrol ettim. Dipnot olarak bu çalışmanın bulguları eklenmeliydi.) Panspermiya gerçek olabilir; hatta o manyetit zincirlerini gerçekten bakteriler üretmiş de olabilir ve hatta Dünya'daki yaşamı gerçekten uzaylı bakteriler de başlatmış olabilir. Ama olmayabilir de! Sadece o zamana kadar bildiğimiz inorganik olaylar manyetit zincirlerini üretemiyor diye panspermiyanın kanıtlandığını ileri sürmek, işte bu yüzden hatalıydı. Onları üretebilen inorganik bir olayın var olduğunu ortaya koyan makale yayımlanmasaydı bile, bilimsel düşünüş gereği böyle bir savunu için yeterli veri yoktu. Bilimsel düşünüş biçiminin en kritik yönü, eldeki kanıtların neleri kesinleştirdiğini, neleri olasılık dahilinde tuttuğunu, nelerin de olabilirliğini elediğini ayırt edebilmektir. Bu kitabın ilk 3 bölümündeki savunu, bu açıdan ibretlik olmuş. Şu ana dek toplanabilmiş olan verilerden çıkan sonuç, panspermiyanın olasılık dahilinde olmakla beraber, kesinleşmiş olmadığıdır; tıpkı 2007'den önce olduğu gibi.

Bununla birlikte, kitapta okumaya değer bilgiler var. Özellikle endosimbiyotik kuramı anlatan sevimli çizimler çok hoş olmuş; kitabın 4.bölümü boyunca ele alınan bu konunun anlatımı da iyi. Yazar bu 4.bölümde, canlılığın çeşitlenmesinde endosimbiyoz (bir bakterinin başka bir bakteriyi yutması, fakat sindirmeyip içinde yaşatarak, ortak bir yaşam kurmaları) yoluyla ortaya çıkmış olduğu düşünülen dört farklı yapıyı ele alıyor: Mitokondri, kloroplast, çekirdek ve kamçı. Ayrıca yine aynı bölüm içinde eşeyli üremeye giden yoldaki en önemli adım olan mayoz bölünmenin ortaya çıkışının, bakteri dünyasındaki kökenine ilişkin düşünceler aktarıyor. Kitabın 4.bölümü gerçekten güzel.

Gelelim Türkçe çevirisine: Öncelikle verdikleri emekler için çevirmene ve tüm basım-yayım ekibine teşekkürler. Sonrasında, kitabın gözden geçirilmesi gerektiğini belirtmeliyim. Kitabın adı “Yaşam Nasıl Başladı – Evrimin Üç Kökeni” diye çevrilmiş ama İngilizcesi “How Life Began – Evolution’s Three Geneses”. Asıl başlık olan ilk kısmı bir kenara bırakıyorum (ben olsam “Yaşamın Başlayışı” derdim, çünkü “How did life begin” demiyor, neyse), ama ikinci kısım “Evrimin Üç Kökeni” olmaz, anlamı bozuyor çünkü. “Evrimin ortaya çıkardığı şeyler”den söz ediliyor orada, o yüzden “Evrimin Üç Yaratısı” veya “Evrimin Üç Yaratımı” veya “Evrimin Üç Ürünü” denebilir. “Geneses” sözcüğü, “Genesis”in çoğulu. Zaten “genesis”in karşılığında da epey bir karmaşa yaşanmış kitap boyu; kâh köken diye, kâh yaratılış diye alınmış. Bir de editörün önsözü (giriş bölümünün özeti gibiydi) eğer kitabın orijinaline yazılmış bir önsöz değilse, "türkçe basıma önsöz" başlığıyla verilmesi gerekirdi.

* Kapak içi yazısında, orijinaldeki "çekirdekli hücreler" yerine "hücreler" yazılmış. Bu, anlamı bozucu bir eksiltme olmuş; kesinlikle yapılmamalıydı.
* "found on certain rocks or organisms": “bazı kayalarda veya mikroorganizmalarda bulunan” denmiş ama orijinalde “mikro” yok.

* Sayfa 22:
İngilizce kitaptaki cümle: “You see, Cro-Magnon children liked to splash and track mud too!" And a visiting woman hypothesized that, if little children had accompanied the cave painters, these latter could only have been women. (“Gördün mü, Kro-Magnon çocuklar da çamura basıp sıçratmayı seviyormuş!" Turdaki kadınlardan biri de, bu mağara ressamlarının yanında çocuklar varsa, ressamların kesin kadın oldukları varsayımını ileri sürmüştü.)
Türkçe kitaptaki cümle: “Gördünüz mü, Kro-Magnon çocuklar da suyla ve çamurla oynamayı seviyorlarmış!" Turdaki kadınlardan biri de, bu mağara ressamlarının yanında çocuklar varsa, mutlaka kadınların da olmaları gerektiği varsayımını ileri sürmüştü.
* İngilizce kitaptaki cümle: Among all these lineages, certain ones probably co-opted mobile, strip-shaped bacteria that became their means of propulsion (cilia and flagella). (Bütün bu soylar arasında bazıları, zamanla hareket etme araçları (siller ve kamçılar) hâline gelen hareketli, şerit biçimli bakterilerle muhtemelen ortaklık kurmuştur.)
Türkçe kitaptaki cümle: Bütün bu soylar arasında hiç şüphesiz bazıları, zamanla itici güçleri hâline gelen hareketli, şerit biçimli bakterilerle (silliler ve kamçılılar) ortaklık kurmayı tercih etmiştir.
* İngilizce kitaptaki cümle: In their analyses, three words recur often; they express in different ways matters that are fortuitous: luck, randomness (or chance), and contingency. (Analizlerinde sıkça yinelenen üç sözcük vardır; bu sözcükler kasıtsız gerçekleşen durumları farklı biçimlerde ifade eder: Talih, rastgelelik (yani şans) ve umulmadık olay.)
Türkçe kitaptaki cümle: Analizlerinde üç kelime ile sık sık karşılaşılır; bunlar, tesadüfleri farklı şekillerde ifade ederler: Talih, (ya da şans) rastlantısallık ve beklenmeyen olay.

* "ape" sözcüğü "maymun" olarak çevrilmiş; ama maymun "monkey"nin karşılığıdır; “ape” için ya yine “ape” ya “kuyruksuz maymun” ya da bence en iyisi “kuyruksuz primat” demek daha doğru.
* "self-concious" sözcüğü “özbilinç” yani “kendini bilme” yerine “bilinç” olarak çevrilmiş.
* “scrivener” sözcüğü “katip” yerine “arzuhalci” olarak çevrilmiş.
* “entity” canlı olarak çevrilmiş ama “varlık” olmalıydı, zaten bahsedilen şeylerin canlı olmadığı daha sonra kitapta belirtiliyor.
* " first germs of life: “yaşamın ilk mikropları” değil, “canlılığın ilk tohumları” olmalıydı.
* s.79: "hikayenin sonuna geldiğimizi vurgulamak için" değil, "bu hikayenin sonunu vurgulamak için" olacak.
* s.80: “açık” değil “belirli” olacak.
* s.89: “co-opt” için “asimile edilmesi” denmiş ama “ortak alınması” olacak.
* s.101: “crawl” için “emekleme” değil “sürünme” olacak.
* s.104: “co-opt” için “oybirliği seçilmiş olan” denmiş ama “ortaklık kurulmuş olan” olacak.

* s.227: “adaptation” için “uyarlama/uyarlanma” kullanılmış ama “uyumlanma” daha uygun düşer.
* "bölünüş" yerine "hizipleşme" anlamı daha iyi karşılıyor, ki s.104’de öyle kullanmışlar zaten.
* "have a volume 200 times smaller than": “hacmi 1/200 katı” yerine “200 kat daha küçük hacimli” denebilirdi.
* “magnetit” demek yerine “manyetit” denebilirdi.
* prototip, “ilk örnek” olarak çevrilmiş, yanlış değil ama dilimize ne yazık ki yerleşmemiş olduğundan, okumayı güçleştiriyor.
* “dijital fotoğraf” yerine “sayısal fotoğraf” kullanılmış ama bu da dilimize yerleşmemiş bir kullanım.
ataç ikon Yaşam Nasıl Başladı
kitaba 8 verdi
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

Hesse'nin seneler içinde çeşitli kişilere yazdığı mektuplardan bazılarının derlendiği bu kitaba, kütüphanede rastladım ve bir solukta okuyup bitirdim. Hesse'nin, Thomas Mann'a olan içten dostluk bağını fark etmiş oldum; tabi pek çok başka konuya ilişkin duygu ve düşüncelerini de. Okunmasını öneririm.
0 yorum
Uzel

Uzel

@uzel

Brecht'in yaşam öyküsü, çizimler eşliğinde özetlenmiş. Metin miktarı fazla olmasa da, önemli noktalara değinilmiş. Brecht'in tiyatro izleyicisini, hatta genelleme yapılırsa her türlü sanat izleyicisini, edilgen bir şekilde izlemekten, yani sanatı bir nevi kafa dağıtma aracı olarak tüketmekten vazgeçirip, etkin bir şekilde katılmaya ve üretici konuma geçiş yapmasını sağlamak isteyişi gayet güzel açıklanmış. Kişinin duygularına hitap ederek, onun kendini yapıtın içinde kaybetmesi değil, tam tersinde zihnine hitap ederek her an uyanık kalmasını, hatta aslında oradaki uyanışını tüm yaşamına yaymasını umuyor Brecht. Böylece dramatik tiyatronun yerine epik tiyatronun yeğlenmesini salık veriyor. Dekor, izleyicinin kendini "orada" hissetmesini sağlayacak şekilde değil, tam tersine kendisini "tiyatroda" hissettirecek şekilde olmalı, diyor. Çünkü yapıtın içeriğini desteklemenin ötesine geçtiği anda, içeriği kösteklemeye başladığını vurguluyor.
0 yorum
/ 18