up
ara

Mehmet

Mehmet

Mehmet

@yoldas

Türkiye İş Bankası Yayınları - Sayfa - 48 paylaşım fotoğrafı
Türkiye İş Bankası Yayınları - Sayfa - 48
Sabahın bir sahibi var; günün, aydınlığın, ışığın, umudun. Kirlenmiş ruhların iğrençliği akıyor güne, zehirliyor ışıl ışıl doğan güneşi, sabahı, umudu, sevdayı, seni, beni ve en çok da çocukları. Çekin o pis ellerinizi tertemiz düşlerin üstünden, kirletmeyin. Çalmayın çocukların hayallerini, sevgiyle nefret arasında sıkışıp kalmış insanların dünyasında ki o tertemiz körpe yavrulara dokunmayın. Onlar henüz insanlığı unutmamışlar, unutturmayın.
ataç ikon Ekmeğimi Kazanırken
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
13 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Mehmet

Mehmet

@yoldas

Yapı Kredi Yayınları - Sayfa - 19 paylaşım fotoğrafı
Yapı Kredi Yayınları - Sayfa - 19
Aynı yollarda yürüyüp, aynı engellere takılan, aynı zindanlarda işkencecilere farklı dillerde küfür edip, aynı bedeli ödeyen insanların yüreklerindeki öfke; yalancıların, yağmacıların, hırsızların, talancıların, işbirlikçilerin, döneklerin, dalkavukların korkusu olacaktır.
ataç ikon Şiirler 4 - Yatar Bursa Kalesinde
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
12 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Mehmet

Mehmet

@yoldas

15 Ocak 1902 - Nazım Hikmet. 15 Ocak 1919 - Rosa Luxemburg paylaşım fotoğrafı
15 Ocak 1902 - Nazım Hikmet. 15 Ocak 1919 - Rosa Luxemburg
'' Uzak diyardan gelen haberler uğursuzdu.
Lenin’in “O bir kartaldı” dediği Rosa vurulmuştu...
Friedrichsfelde Mezarlığı’ndaki(1) kalabalık, önderlerini uğurlamak için toplanmıştı. Yürüyüş kolunun önünde haki renge bürünmüş sosyalist askerler, onların hemen arkasında cenaze yakınları ve peşi sıra dizilmiş çeşitli fabrikalardan işçiler vardı.
Konuşma sırası Clara Zetkin’e gelmişti.
Birazdan, Karl Liebknecht’in mezarının hemen yanı başında toprağa verilecek kadın, Clara için sadece bir önder değil aynı zamanda onun hamuruna katılmış bir devrim mayasıydı.
Konuşmak zordu ve fakat düşen bayrak yerden kaldırılmalıydı.
Ve Clara’nın sesi, karanlık gökte şaklayan bir yıldırım gibi, sosyalistler mezarlığının üzerinde yankılandı:
Ben kılıcım, ben alevim
Karanlıkta size ben ışık verdim
Ve savaş başladığında öne atıldım
En ön saflarda çarpıştım
Arkadaşlarımın cesetleri etrafımda yatıyor
Ne sevinmeye ne de yas tutmaya vaktimiz var
Trompetler yeniden çalıyor
Ve yeni bir savaş başlıyor.
Clara’daki vakurluk, öfkeyi bilinçle yoğurmayı öğütlüyor ve geride kalanları uzun soluklu bir mücadeleye çağırıyordu. Rosa Luxemburg’un yoldaşına da bu yakışırdı.

Almanya Komünist Partisi/Spartaküst Birliği Merkezi’nin yayınladığı bildiri de benzer içerikteydi. “Şimdi yakınmak ve öncülerimizin kişisel intikamını almak zamanı değil” diyordu parti ve “Önümüzde henüz uzun bir mücadele duruyor” cümlesinin altını çiziyordu. Rosa, savaşın ve devrimin içinde kanatlanmış bir “kartal”dı.

Birinci Emperyalist Dünya Savaşı, Avrupa’yı olduğu kadar Almanya’yı da kasıp kavurmuştu. Şüphe yok ki savaş Alman toplumuna ölümle birlikte açlık, hastalık, yıkım ve bunalım getirmişti. Ne var ki 1914 ile 18 arasında cereyan eden bu amansız kırım, kendi bağrından iki büyük devrimin doğmasına da engel olamamıştı. Bu devrimlerden ilki Rusya’da gerçekleşen 1917 Bolşevik devrimiydi. Bir yıl sonra gelen Alman devrimi ise Rus işçilerini selamlamıştı. Ne var ki ikinci devrim, birincisinin zaferini tekrarlayamamış ve tökezlemeye başladığı anda vahşice boğazlanmıştı.

Almanya’da devrimin bir işçi ve halk iktidarıyla taçlanmamış olmasında birçok neden sayılabilir. Fakat savaş boyunca Alman sosyal demokratlarının “vatan savunması” safsatasına kapılıp burjuvazinin ve Alman emperyalizminin yedeğine düşmeleri; işçi hareketinin bölünmesi ve devrimin yenilmesinde baş faktör olmuştu. İkinci Enternasyonal partileri içinde, Lenin’le birlikte emperyalist savaşa ve proletaryanın, iç burjuvalarla işbirliğine karşı çıkan bir diğer grup Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg önderliğindeki Spartakistlerdi.

İkinci Enternasyonale hakim olan “ulusalcı-işbirlikçi” ruh, uluslararası işçi hareketini bölmekle kalmıyor; devrimi başarıya ulaşmamış Spartakistlerin boğulmasına da ip uzatıyordu. İşçi kentlerinde baş gösteren ayaklanmaların bir bir ezilmesinden sonra sıra sosyalist önderlerin yok edilmesine gelmişti.

Ocak 1919’a gelindiğinde, parti en öldürücü darbelerden birini alıyor ve Spartakist liderler komplo ve operasyonların hedefi oluyordu.
Berlin Wilmersdorf semtinde, o gün, hareketli saatler yaşanıyordu. Komünistler için sürek avına çıkmış milisler dört bir yandan semti kuşatmıştı. Duvardaki takvim yaprakları 15 Ocak 1919’u gösteriyordu.
Freikorps birlikleri(3) Mannheimer Strasse, 43 numarada çok önemli isimlere ulaşmışlardı. Marcusson ailesine ait evde yakalanan isimler Wilhelm Pieck, Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg’tu. Bu üç isim vakit geçirmeksizin Muhafız Süvari Tümeni’ne ait komuta merkezine, Eden’e götürülmüşlerdi. Wilhelm Pieck bir yolunu bulup Eden’den kaçmayı başarmıştı. Karl ve Rosa için ise gün boyu sürecek amansız bir işkence faslı başlayacaktı.

Kapitalist rejimle sosyal demokrat yönetim memleketi el ele yönetiyordu ve bu talihsiz anda; Weimar Cumhuriyetinin Savunma Bakanı Gustav Noske’den istenen infaz talimatı alınmıştı. Telefon kapanır kapanmaz birlikler hızla işlerine koyuldular.

Karl Liebknecht, ağır işkencelerden sonra Tiergarten’a götürülerek kalleşçe kurşunlandı. Bir göl kenarında kafasına sıkılan tek kurşunla öldürülen Liebknecht, daha sonra “kimliği bilinmeyen ölü” sıfatıyla kent morguna bırakıldı. Liebknecht’in naaşı, tam 10 gün sonra (25 Ocak 1919) sokak savaşlarında öldürülen 31 yoldaşının yanına gömülecekti.

Liebknecht’in öldürüldüğü aynı gün Rosa Luxemburg’a da Moabit hapishanesine götürüleceği söylenmişti. Bu yalanın amacı onu Eden otelinin dışına çıkarmaktı. Rosa yol boyunca dipçik darbeleri altında çiğnendi ve bir süre sonra bilincini kaybetti. İnfazı gerçekleştirmekte sabırsız bir denizci teğmeni tarafından vurulan Rosa, Landwehr kanalına atıldı. Rosa’nın cesedi ancak 31 Mayıs tarihinde, Freiarchenbrücke Köprüsü’nün(4) savağında bulunabildi. Yakınları Rosa’yı üzerindeki elbiselerden ve boynuna asılı bir madalyon sayesinde tanıyabilmişti. Sosyalist liderlerin uğradığı bu vahşi katliam kadar, katliam sonrası yapılan gerici propaganda da alçakçaydı. Örneğin, Berlin Öğlen gazetesi (BZ am Mittag) katliamı çarpıtarak şöyle haberleştirmişti:

“...Liebknecht kaçarken vuruldu. Rosa Luxemburg kalabalık tarafından linç edildi.” (!)

“Vardım, varım, var olacağım!” diyordu son sözlerinde Rosa.
Yalan, tarihin çöplüğünde curuflaşıp çürürken, Rosa’nın sözleri yaşamaya devam ediyor.
Almanya’da her 15 Ocak’ta bir araya gelen on binler Rosa ve Karl’ın anısını yüceltiyor.
Ve baş harflerini asma kilitlere işleyen aşıklar, yeminlerini Rosa Luxemburg Köprüsü’nün demirlerine kilitliyor. ''

Karşı devrimciler, işbirlikçi ulusalcılar, sosyal demokratlar el birliğiyle katletmişti Rosayı. Onlar umutlarını yüreklerinde biriktirip, alanlara taşıyıp burjuvaziye karşı kavgada en önlerde yürüyerek mücadelenin onuru olurken, diğerleri ise tarihin çöplüğünde yerlerini aldılar, tıpkı memleketimdeki gibi... Onların yaktığı meşale 15 Ocak 1902'de hayata gözlerini açan çocukların, Nazımların ve daha nicelerinin yolunu aydınlattı. Şiirler yazıldı, o şiirler marş oldu, alanlarda işbirlikçilerin korkusu, hapislerde; demir kapıların, kör pencerelerin, taş duvarların, tel örgülerin, parmaklıkların arkasındaki çocukların umudunu kamçıladı. Teslim alınmaya ramak kalmış iradelerine hayatının büyük bir bölümünü hapislerde, sürgünlerde geçiren Nazım Hikmet'in sözleri yetişti;
'' İşte böyle Laz İsmail,
mesele esir düşmekte değil,
teslim olmamakta bütün mesele! ''

Aynı safta olmanın gururuyla...

Nazım hikmet 117 yaşında.
EK 1
Yapı Kredi Yayınları - Sayfa - 37 15.01.19
ataç ikon Son Şiirleri 1959 - 1963 Şiirler 7
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
12 beğeni · 4 yorum beğen ikon
Bearded Angler (@beardedangler)
Tarihin guzel işvesi mı? Cilvesi mi? Bilinmez, lakın tamda rosa nın öldüğü gun rosa ve karl dan korkan avrupa uljerının kurduğu AB nin en buyuk hissedarı İngiltere, AB den ayrılıp ayrılmamayı meclıste oylamaya sunuyor.ulusların kendi kader hakları tayini çercevesınde rusyada ki devrımın almanya ya sıcramasının teorıdekı engeli olan polonya, hitlerden gördüğü zülumleri öngörebılseydı şayet, 5 milyon örgütlü işci sınıfına sahip almanyada devrım karl ve rosa ile olacak ve sosyalıst avrupanın kapıları aralanacaktı. Şimdi elımızde buyuk devrimcilerin ölüm pahadsna verdiği sosyalıst mucadele meşalesını ıleriye taşıma görevi_sorumluluğu olan bizler, üzerımıze dğşen görevı eksıksız yerıne getırıp, rosa gıbı gülleri solduğu topraklarda fılızlendırmelıyiz
15.01.19 beğen 3 cevap
Mehmet

Mehmet

@yoldas

Metin Göktepe - 8 Ocak 1996
Metin'in kafasında
bir darp var
Polis
karakolundan
morga kadar
Mosmor
Bir darbe var
yüreğimizde
beynimizde
Soruyor bir işaret
fişeği
Biz ölerek mi
yaşamayı
öğreneceğiz hâlâ...

Can Yücel.

Bu ülkede bir gazeteci polisler tarafından dövülerek öldürüldü... Şişt, biliyor musunuz ?
12 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Mehmet

Mehmet

@yoldas

Metin Göktepe - 8 Ocak 1996 paylaşım fotoğrafı
Metin Göktepe - 8 Ocak 1996
'' Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe, "Mutlaka ben izlemeliyim arkadaşlar" diyerek gittiği haberde, gözaltına alındı ve polislerce dövülerek öldürüldü. Gün 8 Ocak 1996'ydı. Ümraniye Cezaevi'nde öldürülen tutukluların cenazesini izlemek üzere Alibeyköy'e gitmişti. Ancak, "Sarı Basın Kartı" olmadığı gerekçesiyle ilçeye sokulmadı. Haberi izlemekte "ısrarcı" davranınca da, gözaltına alındı ve yüzlerce insanla birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu'na götürüldü. Burada polislerin şiddetli cop darbeleriyle dövülerek öldürüldü.
“İnsanca yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahipsiniz. Size hiç kimse işkence ve eziyet yapamaz; insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamazsınız!”

Bu satırlar Emniyet Genel Müdürlüğü"nün internet sitesinde yazar.

Peki Metin nasıl öldü?

Onun da ayrıntısı var:

O sırada Metin getirildi. Amirlerden biri "özel muamele" dedi. On kişi Metin"in üzerine çullandı. Cop, kazma sapı gibi şeylerle vuruyorlardı. Metin bayıldı. Su döküp ayılttılar. Tekrar dövmeye başladılar. Çok kan kaybediyordu. Tuvalete götürüp yıkadılar. İçlerinden biri "ölecek galiba, hastaneye götürelim" diyordu. Diğerleri "ölürse ölsün" diyerek dövmeye devam ettiler, Metin artık hareket etmiyordu.

Devlet İlk Kez Suçunu Kabul Etti

Göktepe'ye şiddet uygulayan beş polis ‘kastı aşan şekilde insan öldürmek’ (öldürme niyeti bulunmadan, taksirle) ve ‘faili belli olmayacak şekilde insan öldürmek’ suçlarından yedi yıl altı ay hapis cezasına çarptırıldı. Bir polis memuru ise Yargıtay'ın kararı bozmasından sonra 20 ay hapis ve beş ay kamu hizmetinden uzaklaştırma cezası aldı.

Sanıkların bir kısmı bir buçuk yıldan az süre cezaevinde tutuldu, ancak 2000'de yürürlüğe giren Şartlı Af Yasası cezaların tamamlanmasına engel oldu.

Öldürülmesinden sorumlu polisler kamuoyunda "Rahşan affı" diye bilinen afla şartlı tahliyeden yararlanarak toplam 1 yıl 8 ay yatmışlardır. ''

İşkenceyle adam öldürmenin taksiri de ne oluyormuş ?


Saygı, sevgi ve özlemle...
16 beğeni · 1 yorum beğen ikon
Hasret Toptaş (@feraykilich)
:(
08.01.19 beğen 1 cevap
Mehmet

Mehmet

@yoldas

Ayçe İdil Erkmen
Sevdasını kurşun yapıp zulmün üstüne yağdıranlara bin selam olsun.
9 beğeni · 1 yorum beğen ikon
lila (@nenuphar)
....idil can çiçek olmuş toprak ona tutunmuş
hasreti vatan olmuş kavgasına tutunmuş
....
30.12.18 beğen 1 cevap
Mehmet

Mehmet

@yoldas

 paylaşım fotoğrafı
'' Bir sanatkar için sadece tek duruş vardır: Dimdik. ''

Ben bu '' Sanatçı müsveddelerini '' saygıyla selamlıyorum.
51 beğeni · 54 yorum beğen ikon
barışoooo (@barisolsun)
Ben de seni selamlıyorum yoldaşş
23.12.18 beğen 1 cevap
kader.cmln (@naturmort)
Saygıyla efenim, selamlıyorum👏
23.12.18 beğen 1 cevap
HANIMCI BEY (@koraycem)
Hep yıkım üstüne yıkım,
acı üstüne acı! 
Ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu,
çöküverir ağır gölgesi bir bulutun,
kanlar yağar dört bir yana.
En başta bir kanlı bayrak.
Kanlı bir taç gelir arkasından.
Sonra araçlar sökün eder kan içinde:
Balta, topuz, yay, kılıç, mızrak,
mancınık, top, tüfek, sapan.
Arada, kanlı komutanlar ve savaş birlikleri.
En son alay alay esirler geçer.
Yenen bir kişiye yenilen on kişi,
çiğneyen haklı, yiğnenen hapı yuttu.
Yıkımlara, acılara alkış tut,
yüksekten bakanlar önünde eğil,
insafla birdir aşşağılık ve namussuzluk,
doğruluk lafta, yürekte değil,
iyilik ayaklarda, kötülük kucaklarda.
Bir gerçek var, tek bir gerçek:
Eli kolu bağlayan zincir.
Bir tek şey var sözü geçen: yumruk.
Hak güçlünün, kötünün yanı.
Uzun lafın kısası:
Ezmeyen ezilir! 
Nerde bir şeref var, iğreti.
Nerde bir mutluluk var, yama.
Bir şeyin ne başına inan ne sonuna.
Din şehit ister, gökyüzü kurban.
Her yanda durmadan kan akacak,
durmadan her yanda kan! / Tevfik Fikret
23.12.18 beğen 6 cevap
Mehmet

Mehmet

@yoldas

19 Aralık ile 26 Aralık 1978 - Maraş Katliamı
'' ülkücü çetelerin ve dinci-gericilerin düzenledikleri komplolar sonucu, resmi rakamlara göre 111, Alevi kaynaklarda dile getirildiğine göre ise 500'e yakın insanın yaşamını yitirdiği, binlercesinin yaralandığı ve kalıcı sakatlıklara uğradığı, kadınlara tecavüz edilip çocuklar ve yaşlıların öldürüldüğü insanlık dışı olaylarla tarihe kazındı. ''

'' 19 Aralık gecesi saat 21:00'de bir Ülkücünün, Çiçek sinemasına yerleştirdiği tahrip gücü düşük bir bomba; katliama giden olaylar zincirinin ilk adımını oluşturdu. Türkoğlu ilçesinden gelen bir grup faşist militan "Kanımız Aksa da Zafer İslam’ın" ve "Müslüman Türkiye" sloganlarıyla seyirci kitlesini "coşturarak" Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) il binasına saldırttılar.

Bombanın patlamasından hemen sonra, Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) Kahramanmaraş şube başkanı Mehmet Leblebici ve 2. Başkan Mustafa Kanlıdere'nin talimatlarıyla bombayı attığı iddia edilen Ökkeş Kenger Ankara'ya ÜGD'ye telefon ederek "yardım" talebinde bulundu.

"Bir Alevi öldüren beş kez hacca gider"
Ertesi gün Alevilerin oturduğu bir kıraathane bombalandı; 21 Aralık'ta iki Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (Töb-Der) üyesi bir öğretmen öldürüldü. 22 Aralık günü, bu iki öğretmenin cenazesini taşıyan kalabalığa, faşistlerin "komünistlerin, Alevilerin cenaze namazı kılınmaz" diyerek tahrik ettikleri kalabalık saldırdı. Bağlarbaşı camii imamı Mustafa Yıldız cuma vaazında şu "öğütleri" vermişti:

"Oruç tutmak namaz kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır; bütün din kardeşlerimiz hükümete ve komünistlere, dinsizlere karşı ayaklanmalıdır; çevremizde bulunan Alevileri ve CHP'li Sünni imansızları temizleyeceğiz."
Kalabalık dağılıp cenazeler ortada kalırken; güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karşılaşmayan saldırgan kitle kent çarşısına yürüyerek Alevilere ve CHP'lilere ait işyerlerini tahrip etti. Çatışmalarda 3 insan öldürüldü.

22 Aralık gecesi faşistler Sünni mahallelerinde "ertesi gün solcu Alevilerin silahlı saldırı yapacağını" anlatarak, bu kitlesel biçimde silahlanılmasını sağladılar. 23 Aralık'ta Kahramanmaraş'taki olaylar karşılıklı çatışma boyutunu tamamen yitirerek, bütün solculara ve Alevilere dönük bir kıyama dönüştü.

24 Aralık'ta ilan edilen sokağa çıkma yasağına, yalnızca, kendi can güvenliklerini bile sağlayamayan güvenlik kuvvetleri uydular. Günden güne tırmanan gerginliğe ve valiliğin 21 Aralık'tan beri yinelediği taleplerine rağmen kente askeri güç gönderilmemişti. Saldırıların polis kuvvetlerine yönelmesi üzerine, "polis-halk çatışmasını önleme" gerekçesiyle 23 Aralık sabahı kentteki bütün polisler de görev dışı bırakıldı. Bu koşullarda 24 Aralık günü, faşistlerin çevre köy ve ilçelerden getirdiği silâhlı grupların takviyesiyle, kıyam insanlık dışı boyutlar kazandı.

Resmi rakamlara göre olaylarda 111 kişi öldü
"Komünistleri bırakmayın, Allah yoluna kesin, Sütçü İmam aşkına vurun", "Bugün cihad günüdür, bir Alevi öldüren cennete gider", "Alevileri öldürelim, memleketten temizleyelim", "Alevileri öldürün, şahit kalmasın" diye bağıran faşist ajitatörlerin sürüklediği kalabalıklar Alevilerin yaşadığı Yörükselim, Yenimahalle, Serintepe, Mağaralı, Karamaraş mahallelerine saldırdılar. Bu mahalleler taranıp, bombalanıp, kundaklandıktan sonra muhasara altına alındı. Ölülerin taşınması, yaralıların hastanelere götürülmesi engellendi, hastaneler kuşatıldı; insanlar kadın, çocuk, hamile, yaşlı, hasta, yaralı ayrımı yapılmadan öldürüldü. Faşistlerin "Aleviler dinsiz ve sünnetsizdir" provokasyonuyla gözleri kararan saldırganlar, insanların pantolonlarını indirip sünnetli olup olmadıklarına baktılar. Alevi mahallelerinin yanı sıra, Sünni mahallelerinde de önceden işaretlenmiş Alevi evlerine baskınlar yapıldı.

Kıyımda saldırılanlara haykırılan sözler, faşist hareketin seferber ettiği kitleleri "gerçek" iktidarın bu hareketi desteklediğine inandırdığım gösteriyordu: "Hükümetiniz gelsin sizi kurtarsın", "Bizim liderimiz içimizde, sizinki nerede, Ecevit gelsin sizi kurtarsın", "Türkeş burada, Ecevit nerede", "Git Karaoğlanınızı çağır gelsin, size yardım etsin, bizim Türkeş'imiz yanımızda", "Vali, İçişleri bakanı Maraş'ı terketsin".

Ancak 25 Aralık akşamı tamamen yatışan saldırılarda, resmen saptanabilen ölü sayısı 111'di. Yüzlerce kişi yaralanmış, aralarında CHP, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Türkiye Komünist Partisi (TKP), Töb-Der, Polis Memurları Dayanışma Derneği (Pol-Der) binalarının ve Sağlık Müdürlüğü'nün bulunduğu 210 ev ve 70 işyeri yakılıp yıkılmıştı. Katliamın ardından, binlerce Alevi Kahramanmaraş'ı kaçarcasına terk etti. CHP milletvekili Oğuz Söğütlü Kahramanmaraş'ta yaşananların açık soykırımdan başka bir şey olmadığını, Alevi nüfusun yüzde 80'inin kenti terk ettiğini söyledi. ''


Ağızlardan salyalar akar, ellerde kan, yüreklerde nefret, kana susamış cellatlar doymak bilmez. Bilir misiniz sokağa çıkmadan önce anneleri tarafından sakın alevi olduğunuzu söylemeyin diye sıkı sıkıya tembihlenen çocukların yüreklerindeki sancıyı ? Üst komşusundan akşam size geleceğiz haberinden sonra duvardan indirilen resimleri? Kısık sesle dinlenilen semahları ? Kapılara konulan çarpı işaretlerinin anlamını? Bilmesiniz çünkü sizden değillerdi ! Ya da sizin iktidarınızda yapılmıştı...
19 beğeni · 5 yorum beğen ikon
muhsinnn (@muhsinnn)
kardeşim ölen insanlarımıza Allah rahmet eylesin. Dediklerine katılıyorum ancak şöyle bir durum var. Bizim insanımızın çoğu vatanına milletine dinine bağlı insanlardır. Ve hepsi vatanına milletine faydalı olabilmek için kendilerine bir yol belirlemek istiyorlar. Ancak tam bu noktada herkesin eline birer harita veriliyor bak bu vatanın bekası için en doğru yol diyor. Bu yol kimi zaman bi ‘cemaat’ kimi zaman bir örgüt oluyor. Ancak vatanına hizmet ettiğini sanan insanımız aslında vatana hizmet için vatanına en büyük kötülüğü yapıyor. ‘İnsanımızın vatan sevgisini bize karşı silah olarak kullanıyorlar’ Sözde bir cemaatin liderinin söylediği ‘aleviler katledilmeli’ sözünü emir telakki ediyorlar. Bunlar eğitimsizlikten kaynaklanıyor. Muhtemelen bunlarda hem fikiriz ancak şu unutulmamalıdır ki bu grubu karşı tarafa karşı kışkırtan güçler şüphesiz diğer grubada aynı kışkırtmayı yapıyor. Yani bunun dinle alakası yok müslümanlar böyledir şeklinde bir tespit geçmişteki kışkırtmaların bugğnde yaşanmasına sebep olacağını düşünüyorum. Aynı zamanda solcular böyledir şeklindeki sözlerde çok yanlış sözlerdir.

Diğer bir konu ise ikinci dünya savaşının sonunda ortaya çıkan yeni dünya düzeninde NATO aslında Abd nato üyesi ülkelerde
anti-kominist faaliyetler yürütmek için çeşitli örgütler kurdu. Bu planın adı stay behind planlarıydı. Bu planları için birçok ülkede örgütlenrn Nato bir yandan anti-kominist faaliyetlerle mücadele edip bir yandandan o ülleleri kendisine bağımlı hale getiriyordu. Bu örgütlerin en ünlüsü İtalya da kurulan Gladyo dur. Yani aslında Aleviyi-sünniye sağcoyı solcuya kırdıran güç bu tip istihbarat örgütlerinin elemanlarıdır.
Kısacası islamı suçlamak kolayına kaçmaktır. Eğitimsiz olduğumuz için kandırılıyoruz kör mü eğitimli olsalardı diyosyn haklısın ama aynı durum diğer taraf içinde geçerli diğer tarafta kullanıldı ve onlarda bi çok kişiyi öldürdü. Şuan tek sarılmamız gereken şey eğitimdir.
19.12.18 beğen cevap
Cem sağcan (@cemsagcan)
geçmişimizle dürüstçe, samimice akıl üzerinden yüzleşmedikçe bu cesareti gösteremedikçe yaşanabilecek tüm katliamlara ortak olacağız.
19.12.18 beğen 1 cevap
Hasan ÖZDEMİR (@hsnzdmr60)
Sağ'cı - Sol'cu dönemlerde, sağ'cıyı vuran silah ile sol'cuyu vuran silah aynı çıktı. Birileri bişeyin düğmesine bastı. Olan türk insanına oldu. Birileri bişey yapıyor diye bu hep müslümanlara veya diğer görüşlere yapıştırıldı. Her iki taraf'dan da rahmetine kavuşan insanlar vardır bunun bilmesi gerekir. Eğer mesele alevilik ise, Hz. Ali. Peygamber efendimizin dostu, damadıdır. Peygamber efendimizin yolunda giden yoldaşdır, bu bağlamda aleviler üzerinden yapılan oyunlar. Peygamberimizin sünnetinden vazgeçmiş durumdalar. Vel hasıl bu tür oyunları birileri yapıştırmak şahsi fikrim türk milletine zarar vermiştir.
19.12.18 beğen 1 cevap
Mehmet

Mehmet

@yoldas

Tecavüze Uğramamanın Kriterleri
- mini etek giymeyeceksin
- gece dışarı çıkmayacaksın
- cilveleşmeyeceksin
- sarhoş olmayacaksın.

Eğer bunlardan herhangi birini yaparsan neticesine katlanırsın diyen Melih Gökçek sana söylenecek tek bir kelime olsa gerek: Ahlaksız...

https://www.youtube.com/w...h?v=rejJ0ZzMi-k
12 beğeni · 4 yorum beğen ikon
DENİZ (@deniz84)
Keşke midesiz biri de buna tecavüz etse. Ahlaksız bu adama iltifat olur
17.12.18 beğen 2 cevap
Hayata Gülümse (@hayataagulumse)
İnsan, seni; insan diye bildikçe; 
Hayatı zehrolup, sürer şerefsiz! 
Sen gibiler bu dünyada oldukça; 
Kötülük o denli ürer şerefsiz!

Ne utanman olur, ne haya bilin,
Yılanları bile aratır dilin,
Go-gıybet yapmazsan çatlayıp, ölün,
Günah kefenini serer şerefsiz!

Senin olmadığın günü gün bilir,
Seni görmediğim günüm, gün olur.
Aklıma gelince bulantım gelir,
Mideme kramplar girer şerefsiz!

Sığır iyi senin gibi güdenden,
Senin kafan ayrı durur bedenden,
Ben o kadar iğrenirim ki; senden,
Adın bile beni gerer şerefsiz!

Soru sordum, cevap aldım alçaktan; 
Dedi; “beni hayli geçti o, çoktan”,
Hakikaten, insan mısın, gerçekten? 
Yaptıkların beyin yorar şerefsiz.

Biri, bir kul hakkı kapmak istese,
Bir diğeri yoldan sapmak istese, 
Şeytan bile bir şey yapmak istese,
Önce gelir, sana sorar şerefsiz!

İftiralar eden, yalanlar katan,
Onur ne? Şeref ne? Komayıp, satan,
İnsanların namusuna dil atan,
Zebani dilini yırar şerefsiz!

Yılan gibi hep tetikte kalırsın,
Zarar verir, intizarlar alırsın 
Sahi, sen böyle nasıl alçalırsın? 
Akıl-fikir cevap arar şerefsiz.

Çirkeflikte üstüne yok, sen birsin,
Zerre çekinmezsin, her şeyi dirsin,
“İyi ettim” diye böbürlenirsin,
Sözlerin onuru kırar şerefsiz.

Olmazsan, doyulmaz dünyanın seyri,
Her tarafın şer, ne bilin hayrı? 
Keşke, geberip de bir gitsen gayri,
Aldığın her nefes zarar şerefsiz!

Derdin hiç bitmesin, eyvah de ünle! 
Gözyaşın durmasın, ebedi inle! 
Bir kere insanlaş, bir kere dinle! 
Yaptıkların nefis karar şerefsiz!

Dünyada ebedi kalsan ne yazar? 
Söz ona; pişmanlar olsan ne yazar? 
Saçını başını yolsan ne yazar? 
Ecel defterini dürer şerefsiz!

Bu dünyada yüzün görmem bir daha,
Ölsen cenazene gelmem, söz aha! 
Hangi yüzle varacaksan ALLAH’a
Neyin bir yarayı sarar şerefsiz? Hasan Korkut
17.12.18 beğen 4 cevap
Mehmet

Mehmet

@yoldas

Ataerkil aile, ve ondan da çok tek-eşli olan bireysel aileyle birlikte, her şey değişti. Ev yönetimi, kamusal niteliğini yitirdi. Bu iş artık toplumu ilgilendirmiyor: bir özel hizmet haline geldi; toplumsal üretime katılmaktan uzaklaştırılan kadın, bir başhizmetçi oldu. Toplumsal üretim yolunu - ama yalnız proleter kadına - yeniden açan, günümüzün büyük sanayiidir; ama bu yol öylesine koşullar içinde açılmıştır ki, kadın, eğer ailenin özel hizmetiyle ilgili görevlerini yerine getirmek isterse, toplumsal üretimin dışında kalır ve bir şey kazanamaz; buna karşılık eğer toplumsal üretime katılmak ve kendi hesabına kazanmak isterse, ailesel görevlerini yerine getirmekten uzak kalır. Kadın için bütün çalışım koşullarında, fabrikada ki gibi, doktorluk ve hukukçulukta da durum budur. Modern karı-koca ailesi, açık ya da gizli, kadının evsel köleliği üzerine kurulmuştur; ve modern toplum, salt karı-koca ailelerinden - moleküller gibi- meydana gelen bir kütledir. Günümüzde, erkek, çoğunlukla, hiç değilse varlıklı sınıflarda, ailenin dayanağı olmak ve onu beslemek zorundadır; bu durum, ona hiçbir hukuksal ayrıcalıkla desteklenmeyi gereksinmeyen, egemen bir otorite kazandırır. Aile içinde, erkek, burjuvadır; kadın, proletarya rolünü oynar. Ama sanayi dünyasında proletaryayı ezen iktisadi baskının özgül niteliği, kendini bütün sertliğiyle, ancak kapitalist sınıfın bütün yasal ayrıcalıkları kaldırdıktan ve iki sınıf arasında tam bir hukuksal eşitlik kurulduktan sonra gösterir; demokratik cumhuriyet, iki sınıf arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı yok etmez; tersine bunlar arasındaki savaşımın, üzerinde yapılacağı alanı ilk hazırlayan odur. Aynı biçimde, erkeğin kadın üzerindeki egemenliğinin özel niteliği, bu iki cins arasındaki gerçek toplumsal eşitlik kurma zorunluluğu ve bunun yolu, bütün bunlar, kendilerini ancak, erkekle kadın tamamen eşit hukuksal haklara sahip oldukları zaman apaçık gösterecektir. O zaman görülecektir ki, kadının kurtuluşunun ilk koşulu, bütün kadın cinsinin yeniden toplumsal üretime dönmesidir ve bu koşul, karı-koca ailesinin, toplumun iktisadi birimi olarak ortadan kaldırılmasını gerektirir.

Sol Yayınları - Sayfa - 78


Tarihsel olarak incelendiğinde ilkel komünizmden günümüz kapitalist sistemine kadar kadının bundan daha fazla aşağılanıp ezildiği, köleleştirildiği başka bir dünya düzeni olmamıştır. Toplumun sömürenler - sömürülenler, ezenler - ezilenler olarak bölünmesiyle birlikte kadının tek eşli aile düzenine geçildikten sonra payına düşenler ve erkeğinde aynı şekilde bu düzende ezilmişliğinin kökeni aynıdır. Özellikle kadın ilkel komünizmde daha özgür ve daha değerliydi. Toplumsal üretimin bir parçasıydı, zamanla anaerkil toplumdan ataerkil topluma doğru yaşanan değişimle tek eşli aile düzenine gelene kadar kadın toplumsal üretimden koparılıp eve hapis edildi. Alıntıda anlatıldığı gibi erkek ev içinde burjuva oldu, kadın ise proleter.


'' Kadının, toplum yaşamının başlangıcında, erkeğin kölesi olduğu yolundaki fikir, bize aydınlıklar yüzyılından kalan en saçma fikirlerden biridir. '' ( s - 54 )
ataç ikon Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Köke...
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
5 beğeni · 2 yorum beğen ikon
Gülcan (@gulcann)
Odayı kurallarına uygun ve doğru kullandığın için tüm editör arkadaşlarım adına teşekkür ederim. 🙂
03.12.18 beğen 1 cevap
/ 11