up
ara

zeyrek

Sona gelen başa döner...
Katılım Tarihi : 2 Eylül Çarşamba 2015 21:01 - 1421 gün
Şehir : Samsun / Türkiye (Turkey)
Sona gelen başa döner...
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

Zira hayatın yasası karmaşıktır, ebedi dönüşünde dışarıda kalmayı kabul etmez: Kim bu sıcak akıntıya girmeyi reddederse, kıyıda susuzluktan kavrulur; kim katılmazsa, hayatı ebedi bir dışarıda kalmaya, trajik bir yalnızlığa mahkumdur.
ataç ikon Kendileri ile Savaşanlar: Kleist, Nietzs...
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

Şiir, delikanlının dediği gibi mutlu bir özgürlük, neşeli bir süzülme değildir, tersine acılı kutsal bir görevdir, seçilmişlerin uşaklığıdır.
ataç ikon Kendileri ile Savaşanlar: Kleist, Nietzs...
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

"O bana
Suda bir şey aramakta yardım etti ,
Yaşamımdaki saklanmış şey
Bulundu ..!

Bir şey
Arayan bir kadının
Aradığı şeyle karşılaştığında kendine İskambillerden kurduğu bir hayatın yıkılması Gibi bir şey bu ..

Yok yok aşk değil
A Ş K hiç
Değil ...”
Lale Müldür
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

Huzursuzluk veren öyküler...
Yine de anlatılan hikayeler evlerimizde, komşu evlerde, şehrimizde, ülkemizde, komşu ülkelerde mutlaka ve mutlaka yaşanmakta; izleri sonsuz bir zincirin halkaları gibi nesilden nesile aktarılmakta. Başlangıcı ne zaman ve bir sonu var mı diye sormadan edemediğimiz sorular... Geçmişin, çocukluk anılarının kabusvari yaşantılarını inatçı bir virüs gibi bağrında taşıyarak büyüyen çocuklar... Büyüdükçe virüslerini de büyütüp etrafa saçan, kendi yavrularına aşılayan... Bir toplum verdiği kararlarla oluşur mu gerçekten? Yoksa geçmişten taşıdığımız o baskın izler bizi ezer geçer de her defasında o baskın kadere mi mahkum oluruz? Değişime inanmak büsbütün bir safsata mı? O zaman ümit nerede? Hangi ümidin ucundan tutup da devam edeceğiz yaşamaya? Hem sonra hangi günahlarla yargılanacağız biz, suçun ve iradenin birbirine düğümlendiği noktada?

Ailenin, toplumun ve yönetimlerin baskısı altında ezilen; ezildikçe kendisinin bir altındakine daha da acımasızlaşan insancıkları yani bizleri anlatıyor bu öyküler... Acı ve huzursuzluk verici olsa da anlatılan senin hikayen...
0 yorum
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

Hakkında o kadar çok inceleme var ki bir inceleme daha yapmak gerekli miydi bilemiyorum. Belki okumayanlara hatırlatma olması babında bir kaç kelam edeyim ben de.

Öncelikle oldukça kalın bir Dostoyevski romanı. Dolayısıyla bol bol detay, bol bol psikolojik çözümleme, bol bol insanla tanışma ve herkesin hayatının ayrıntılarına şöyle bir gezinti yapma şeklinde eni konu okumayı sevenler için şahane bir kitap.

Bir baba ve oğulları... Karamazov ailesi... Vur patlasın çal oynasın bir hayatı benimsemiş bir baba ve bu babanın çok da ebeveyn ilgisi görmeden büyümüş çocukların trajik hikayelerini okuyoruz kitapta. Özellikle büyük oğul Dimitri'nin başına gelenler, sürüklendiği felaket kitapta geniş bir yer alıyor. Yaşadığı karmaşık ilişkiler ve aşk için yaptığı akıl almaz şeyler ve bir sürü yanlış anlaşılma silsilesi kitabın sonuna kadar sabırla okuduğumuzda bizi zevkle okunacak çözümlemelere götürüyor. Ortanca oğul Ivan'ın yaşadığı Tanrı ile ilgili git geller ve hep bir mantığa oturtma çabaları, babasıyla olan ilişkisi onu da farklı bir trajediye hazırlıyor. Ve Aleksey en küçük ve en masum kardeş. Dikkat çeken özelliği bir rahip adayı iken, bir manastıra çekilip sakin ve dindar bir hayat hayalleri kurarken dış dünyaya gönderilmesi ve orada faydalı olmasının salık verilmesi önemli bir mesajdı bence. Bir de Dostoyevski'yi ilk defa dine bu kadar olumlu bakarken gördüm, tüm eserlerini okumadım ama.

Dostoyevski'nin olgunluk döneminde yazdığı bu roman bir nevi diğer romanlarında karşılaştığım birçok fikri, farklı şahsiyetler nezdinde ortaya çıkarma amacı güder gibiydi.

Kader, din, Tanrı'nın varlığı, aşk, adalet, toplumdaki ahlak anlayışı gibi pekçok konuya dair izler bulmak mümkün kitapta. Sonuç olarak Dostoyevski okumak her şeye değer... iyi ki yaşamış, iyi ki yazmış.
ataç ikon Karamazov Kardeşler
kitaba 10 verdi
0 yorum
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

İnsanın içinde hep bir özlem duygusu ile yaşaması, her zaman bir takım şeylerin eksikliğini ta derinlerde duyması, hissetmesi... Kimi zaman o boşluğu dolduracak bir takım kişi ya da nesnelerle karşılaştığını zannedip mutlu olması, ama çok geçmeden yine o mel'un duygu boşluğu ile başbaşa kalması... Neyi özlediğini ve niye özlediğini bilmeden özlemeye devam etmek... Önüne çıkan her ihtimale şuursuzca bir arzuyla sarılmak, sığınmak... Ve umutsuzca bırakıvermek avuçlarının arasından... Kimi zaman bırakamamak ve ayakbağı etmek kendine... Bu özleme, umut etme, sarılma ve bırakıverme süreçlerinin herbirinde biraz daha kırılmak, biraz daha incinmek, biraz daha vazgeçmek ve çok daha şiddetli bir özlemin içine düşmek... Kendi kendini besleyip büyüten bir mekanizmanın içinde hapsolduğunu hissetmek... Sürüklenmek...
İçimde bu duyguyu ilk defa ne zaman ve niçin hissettiğimi merak etmek ve belki de cevabın o ilk hissiyatın ortaya çıktığı zamanla ilgili olma ihtimaline sığınmak, düşünmek, düşünmek, düşünmek... Düşüncelerimin ardında koşturup dururken sık sık düşmek ve yara bere içinde koşmaya devam etmek...

Düşmek ve bir daha kalkmamak...Özlemimi unutmak istiyorum. Özlemekten, beklemekten ve umut etmekten yorulduysam demek birazcık molaya ihtiyacım var.
6 yorum
aslı seloğlu (@asliseloglu)
Artık paylaşımların çoğunu okumaya üşeniyorum ama sizinkiler başka. Duygularıma bu kadar güzel tercüman olduğunuz için sonsuz şükran ❤
06.07.19 beğen 1 cevap
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

Adaletin ve siyasetin birbirine karıştığı yerde, güç kimdeyse haklı odur. Böyle durumlarda adalet makamı bizzat suçu ortaya çıkaran kurum haline gelir.
1989 yılında yaşanan bir darp ve tecavüz davasında, tesadüfen orada bulunan 5 genç olaya müdahil olmadıkları halde göz altına alınır. Çocukların zenci olmaları suçlu kabul edilmeleri için yeterlidir zaten. Uygun bir senaryo ile faili olmadıkları bir suçun kurbanı olurlar. Yaşları 14 ile 16 arasında değişen bu çocuklar yıllarca içinden çıkamayacakları bir kabusun içinde bulurlar kendilerini...
Çok sinir bozucu, can sıkıcı bir dizi... Yaşananları hazmetmek, kabullenmek çok zor. Küçücük çocukların korku ve endişe dolu bakışları arasında tecavüz ile suçlanmaları...
Gerçek bir olay olduğunu Trump'ın o dönem ki gerçek konuşmalarından diziye yerleştirilen kesitlerle fark ettim. Irkçı ve yıkıcı konuşmaları insanın kanını donduruyor.
Diziyi izlerken çocukların hayatlarını mahvettiler, vicdansızlar diye söylenip dururken şu an bulundukları konumlarla alakalı en sonda verilen bilgileri dinleyince yine de insanın ne kadar güçlü bir varlık olduğunu anlıyor insan. Yeniden toparlanıp kendine gelme, hayatta kalma güdüsünü, her şeye rağmen hayata devam edebilme... Elbette hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır elbet. Bir kere adaletsizlik duygusunu tatmış ve mağduriyet yaşamışsa kişi, hele de bu denli büyükse mağduriyeti elbette hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır.

4 bölümlük bu mini diziyi izlemenizi öneririm. Zencilere yapılanlar konusu ya da ırkçılık teması çok klasik bir konu diye düşünebilirsiniz. Ama adaletin işleyişindeki dengesizlikler devam ettiği sürece bu konu da eskimeyecektir diye düşünüyorum.

Ayrıca oyunculuklara bayıldım. Özellikle son bölümde Korey'e ayrılan kısım beni oldukça etkiledi.
When They See Us
filme 10 verdi
2 yorum
Fâtıma (@yitiktheology)
Korey kadar mücâhade kabiliyet- î irâdemiz olabilir mi sahiden...İzlenmesi elzem dizi olduğu kanaatinde sizinle mutabık olmuş olmak bahtiyârlık adıma efendim... '' Bazen tek yapabileceğin çabalamaktır.''
26.06.19 beğen 1 cevap
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

29.06.18

Profesyonellik nedir?

Ülkemizde iş yerlerinde kesinlikle olmayan şey. Hele de devlet kurumlarında. Duygusallık, adamına göre muamele, ciddiyetsizlik,vıcık vıcık haller... Kuralları kafasına göre eğip büken insanlar... Gına geldi artık...
yorum
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

14.03.18

Türk eğitim sistemindeki eksik nedir?

Nereden tutsan elinde kalır. Ben düşünmekten yoruldum. Her geçen gün de düzeleceğine daha kötü oluyor.
Ama yine de gördüğüm en büyük eksiklik ciddiyet. En tepeden en uca kadar yapılan işlerin çoğu yapmış gibi görünmek için yapılıyor.
yorum
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

04.12.17

Memnuniyet nedir ve memnun nasıl olunur?

Memnuniyet insanın içinde olup biten bir şeydir. Çevreye bağlı hale geldiğinde hayalkırıklığı neredeyse kesindir.

Mevlana'nın tabiriyle "Ne varsa içindedir."

Yapmam gereken neydi? Gerekeni yapmak için emek sarfettim mi? Bunları yaptıysam vicdanımı rahat ettirmek en doğal hakkım diyebilmeliyim. Yoksa kesinlikle mutlu olamam.
yorum
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

Duygunun hassas bölgrye itilmesi, en güçlüsünden bir içsel gerilimin hazırlığının aşırı derecede şiddetlendirilmesi demekti.
ataç ikon Kendileri ile Savaşanlar: Kleist, Nietzs...
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

Hayatı şiire dönüştürme mücadelesi verirken, o kahramanca iradesinin karşı cephesinde ise onu şefkatle seven ve onun şefkatle sevdiği ailesi, annesi ve büyükannesi vardı; yani duygularını yaralamak istemediği, ama er ya da geç acılı bir hayal kırıklığına uğratmak zorunda kalacağı en yakındaki insanlar vardı.
ataç ikon Kendileri ile Savaşanlar: Kleist, Nietzs...
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

Ah heyecan, sende buluyoruz
O kutsal mezarı
Dalgalarının derinliğine
Sessiz bir neşeyle, batıyoruz,
Baharın çağrısını duyunca
Ve yeni bir gururla uyanınca,
Yıldızlar gibi, tekrar dönüyoruz
Hayatın kısa gecesine.

Hölderlin
ataç ikon Kendileri ile Savaşanlar: Kleist, Nietzs...
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 yorum
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

Çok şey var gibi söylemek istediğim ama düğüm düğüm oluyor içimde kelimeler. Netliğini kaybetti içimdeki tüm resimler. Ben artık neyin önünde dursam varlığından şüphe ediyorum. Şüphe duymamak için tek bir neden bile yokken nasıl bu kadar emin yaşayabiliyor ve önemseyebiliyoruz hayatı.

Birkaç yıl öncesine kadar cevapların bir yerlerde gizli olduğu ve benim de o cevaplara erişip aydınlanabileceğime dair tuhaf inançlarım vardı. Zaman, bana hayatın cevapsız sorularla örülü olduğunu öğretti. Hayata dair sorusu olmayan, önüne getirilen her şeye inanmaya meyilli insanları görüyorum bazen, o kadar imreniyorum ki.

Mantığımın biraz olsun, inancın yumuşacık kollarında teselli bulmama müsaade etmesini o kadar çok isterdim ki.
5 yorum
Alaattin Barındık (@alaattinbarindik)
Bak şimdi tam ukala tip cevabı vereceğim: " Hoşgeldin:)"
16.07.19 beğen 1 cevap
Süvari (@kasva)
“Bilseydi sorardı, bilmiyor ki sorsun. Sorsaydı bilirdi, sormuyor ki bilsin.”(Şeyh Sadi)
Siz sormaya devam edin efendim. Sorularınız zaten bir şeyleri bildiğinizi, bir şeyleri bildiğinizde cevapları bulduğunuz anlamına gelir kuşkusuz. Bir de böyle bakın durumunuza :)
16.07.19 beğen 1 cevap
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

İnsanoğlu ne kadar medenileştiğini iddia ederse etsin içine gizlediği vahşeti sıkıştığında ortaya çıkarmaktan geri durmaz hiç bir zaman. Hırs ve arzular en vahşi canavardan daha kötü fikirlerle ortaya çıkmamıza neden olabilir.

Dünya giderek kısırlaşmaktadır. Bunda dünyanın giderek kirlenmesi ve teknolojik etkilerin yanında kadınların geç evlenmesi, eğitim ve kariyer hayatları, evlenseler de çocuk istememeleri gibi etkenler oldukça etkilidir. İşte böyle bir ortamda "Var olanın özgür yaşaması mı, yoksa her türlü dehşet göze alınarak dünyaya yeni çocuklar getirmek için çaba harcanması gerekir?" sorusu önplana çıkmaktadır. Tabi her zamanki gibi hükümetler devletin bekası için fertler üzerindeki haklarını gayri insani olsa da uygulamaktan geri durmazlar.Gerçi bu hükümet bir darbeyle başa geçmiştir. Yeni dünyaya getirilecek bireyleri nasıl bir dünyanın içine bırakacaklarını düşünmeden çalışmalara başlarlar. Bir yığın yasakla başlanır işe ilkin, bu yasaklara uymayanlar son nefeslerini duvardaki darağaçlarında verir. Bu yasaklara mutlaka din kılıfı uydurulmalıdır tabi. Her şey törensel bir havada güya tanrının istediği gibi olmalıdır. Doğurgan kadınlar damızlık olarak ayrılır ve komutanların evlerine gönderilir hamile kalsınlar diye. Öyle ya eğer birilerinin çocuğu olacaksa onlar seçilmiş kişiler olmalı. Eşcinseller ya öldürülüyor ya da farklı yollarla cezalandırılıyor. 14–15 yaşındaki çocuklar zorla hiç tanımadıkları insanlarla evlendiriliyor. Bütün bunların yanında kadınların okuması, müzik dinlemesi, tek başına sokağa çıkması gibi bir yığın yasak var.

Herkesin hangi sınıfa ait olduğunu belli eden üniformaları var. Damızlıklar kırmızı, komutan eşleri su yeşili, hizmetliler gri gibi... Farklı kıyaferler giymek yasak. Damızlıkların kendi isimlerini bile kullanmaları yasak, evine gittikleri komutanın adıyla anılıyorlar.

Böyle bir ortamda damızlık olarak bir komutanın evine gönderilien June, eşinden ve kızından ayrılmış. Onlarla yeniden bir araya gelmenin yollarını aramaktadır. Dizide anlatılan onun üzerinden tüm yaşananların hikayesi.

Dizi oldukça etkileyici. Özellikle ilk sezon beni epey hırpaladı diyebilirim. Yaşananları hazmetmek çok çok zor. Bunların hepsi birer kurgu diyebilirsiniz. Ama geçmiş geleneklerimize bakıldığında filmde yer alan bir takım öğelerin bizim kadınlarımıza da dönem dönem uygulandığını görmek mümkün. Beni en çok üzen de bu oldu sanırım. Kadınların bu dünyadaki yerinün ne olduğunu sorgulattı bana tekrar tekrar. Özgür kadını tehlikeli gören zihniyetlerin hala içimizde dolandığını söylemek maalesef mümkün.

Tüm bunlara ek olarak oyunculuklar müthiş. Hele June'nun mimik geçişleri... Oyunculuğuna bayıldım. Yine dizinin genel olarak eski tip konaklarda çekilmesinden dolayı o ihtişam ve mükemmel dizaynlar, evlere giren ışığın çekimde etkili kullanımı sahneleri çok daha başarılı hale getirmiş.
The Handmaid's Tale
filme 9 verdi
0 yorum
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

 paylaşım fotoğrafı
Sevgili @bs 'nin daveti üzerine geçen yazdan bir kare paylaşmak istedim ben de. Bir Karadenizli olarak yıllardır Sinop'a gitmemiş olmanın utancını yaşardım. 😊 Sonunda geçen yaz şeytanın bacağını kırdım ve umduğumdan çok daha güzel bir şehirle karşılaştım.
Fotoğraftaki yer İnce Burun, Türkiye'nin kuzeydeki ucu. Çok hoşuma gitmişti, kıyıda kayaların üzerine oturup rüzgarda dalgaların sesini dinlemiştik uzun uzun. Oradan epey gönülsüzce ayrıldığımı hatırlıyorum.
4 yorum
Burcu S. (@bs)
Paylaşımın için teşekkürler. Güzel bir kare olmuş. 😊
İnce Burun’u hep fotoğraflarda görüyorum. Bir gün yakından da görebilmeyi umuyorum. 😊
07.07.19 beğen 2 cevap
sultaniyegah (@reyhann)
Bayılırım İnce Burun'a! Tabii Sinop'a da :) Buradan bende gönülsüzce ayrılmıştım. Gün batımında da harika oluyor.
08.07.19 beğen 1 cevap
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

 paylaşım fotoğrafı
Üç gün önce @gulsahsonmez tarafından aldığım davete bir türlü icabet edememiştim. Evime ve kitaplarıma tekrar ulaşmanın mutluluğuyla hemen bir mavi kitap paylaşımı yapıyorum.

Bu kitabı çok severek okumuştum ve farklı bakış açıları kazanmama vesile olmuştu. Matematiği işlemsel boyutta algılayan, okullarda da genel olarak bu düzeyde gören bizler için bu kitap başlığı ( Tanrı Matematikçi mi) oldukça absürt görünüyor. Ama matematiği anlamlandırma sürecine biraz olsun girmişseniz bu kitap size çok şey katacaktır.
2 yorum
Gülşah Sönmez (@gulsahsonmez)
Paylaşımınız için teşekkürler. İsmi biraz farklı görünüyor. Matematik’le ilgilenen benim gibi kişilerin okuması gereken bir kitap anladığım kadarıyla. En kısa zamanda bakacağım.
02.07.19 beğen 1 cevap
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

S1-B1 26 Nisan 1986 tarihinde SSCB yönetimindeki( şu an Ukrayna sınırları içersinde) Çernobil bölgesinde büyük bir nükleer facia meydana geldi. Bu faciaya dair birçok şey duymuşuzdur şimdiye kadar. Hele de benim gibi Karadeniz Bölgesi'nde büyüdüyseniz bu facianın etkilerine dair daha fazla şey duyarsınız. O dönem Türkiye'den fındık ve çay alımını bırakan ülkelerin olduğunu biliyoruz. Artan kanser vakaları da hesaba katılırsa...

Yaşanan felaketin ne denli büyük olduğunu anlamak insanı dehşete düşürüyor. Yaşanan patlamaya ilk etapta maruz kalan işçilerin ve itfaiyecilerin yüksek radyasyonla vücutlarında meydana gelen değişimler, çevrede yaşayan insanların olayı sadece bir yangın olarak değerlendirip yangından rüzgarla etrafa yayılan küllere maruz kalmaları, ölen hayvanlar ve o bölgede bulunanların kısa süre içerisinde kansere yakalanacakları gerçeği...

Siyasilerin ilk etapta olayın ciddiyetini kabullenemeyip olayın üstünü örtme çabaları zaman kaybından öteye götürmüyor kimseyi. Filmin Amerikan yapımı olmasından dolayı SSCB ile ilgili eleştiri unsuru olabilecek hiçbir noktayı kaçırmak istemeyecekleri gerçeğini aklımdan çıkarmayarak izledim yine de ben filmi. O yüzden siyasilerin tavırları konusuna fazla takılmamaya çalıştım.

İşin nükleer enerji gerçekten önemli mi kısmına geldiğimizde yeni dünyanın arzuladığı yaşam standartları o kadar yükseldi ki her türlü çevre felaketi ve kirliliği ihtimaline karşı bu büyük riski göze alarak tüm dünya nükleer enerjiyi tercih ediyor ya da etmek zorunda kalıyor. Çernobilde patlayan çekirdeğin sıcaklığını hala yaydığı ve etkilerinin filmde tahmin edilen 24 bin yıl ama belki de daha fazla süre sürdürecek oluşu gelecek kuşaklara nasıl bir miras bıraktığımız konusunda düşündürüyor insanı... Dünya, patlamaya hazır bir bomba mı gerçekten?
Chernobyl
filme 10 verdi
0 yorum
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

16.04.18

Neokur'un en güzel yanı nedir?

Etrafımda kitaplar hakkında konuşabileceğim pek kimse yok. Hoş burda da pek konuşmuyorum ama takip ettiğim ya da benzer beğenilere sahip olduğum kişilerin fikirlerini okumak, kitap tavsiyelerine bakmak beni mutlu ediyor ve de yol gösterici oluyor. Akmasa da damlıyor velhasılı :)
yorum
zeyrek

zeyrek

@zeyrek

25.12.17

mutsuzluk nedir?

Geçenlerde çok yoğun bir mutsuzluk duygusu içerisindeydim. Nereye gitsem, ne yapsam değişmiyordu bu his. Sonra yaptırdığım tahlillere göre guatr hastalığım varmış meğer. Doktorun yaptığı hormon takviyesi ile ilaç kullanmaya başladım ve bir günde mutluluk hissiyle doldum :) Ya hu dedim bu kadar kolay mıydı bu :D O doluluk öyle kalmadı tabi ama eskisi gibi de değilim. Yani bu mutsuzluk denilen meretin pek çok yönü var. Dikkat etmek lazım :)
yorum