up
ara

Emre

"Aslında çok okuyan biri değildi.Gerçi, toplumdaki okuma oranını düşünürsek onun çok okuduğunu iddia etmek pek de yanlış olmaz.Ama kendi yaşamını ölçüt aldığımızda, okumanın yaşamında fazla yer tutmadığını, zamanını daha çok düşünmekle geçirdiğini söyleyebiliriz.Düşünmeyi günün belli bir bölümünde,sanki bir meslek ya da yaşamın o tekdüze akışının dışında kalan bir ek iş olarak yapıyordu.Sistemli düşünmekten çok gelişigüzel düşüncelerle,daha çok da kendi yaşamını çözümlemekle uğraşıyordu. Düşünmek,kapının kapanması gibi bir zorunluluktu onun için.Ya da alışkanlık.." Aslında Saçları Siyahtı - Altay Öktem
Doğum Tarihi : 14 Ocak Çarşamba
Katılım Tarihi : 10 Ağustos Pazartesi 2015 0:26 - 1499 gün
Cinsiyet : Erkek
Şehir : İstanbul / Türkiye (Turkey)
"Aslında çok okuyan biri değildi.Gerçi, toplumdaki okuma oranını düşünürsek onun çok okuduğunu iddia etmek pek de yanlış olmaz.Ama kendi yaşamını ölçüt aldığımızda, okumanın yaşamında fazla yer tutmadığını, zamanını daha çok düşünmekle geçirdiğini söyleyebiliriz.Düşünmeyi günün belli bir bölümünde,sanki bir meslek ya da yaşamın o tekdüze akışının dışında kalan bir ek iş olarak yapıyordu.Sistemli düşünmekten çok gelişigüzel düşüncelerle,daha çok da kendi yaşamını çözümlemekle uğraşıyordu. Düşünmek,kapının kapanması gibi bir zorunluluktu onun için.Ya da alışkanlık.." Aslında Saçları Siyahtı - Altay Öktem
Emre

Emre

@zwangen

"Zulüm ejderha olsa da
Telli duvaklı yurdunda
Bir oğul büyütmelisin
Kavgada yiğit olmalı"

Babasının, İsyan için kurmuş olduğu, oğlunun bir devrim lideri olacağı hayali bana bu dizeleri anımsattı. Kendi babamı anımsadım sonra, çocukluğumu ve. Oğlum kimseye arkanızdan şikayet ettirmeyin derdi hep. Örnek evlatlar olarak bilinirdik fakat iyiliğimizden değildi bu, pasifliğimizdendi. İsyan'ı eyleme yönelten her ne kadar tesadüfler gibi görünse de, baba faktörü önemliydi bence. Kitap bu noktada olay örgüsünü aşk üzerinden sürdürse de kitapla ilgili aklımda hep bunlar kaldı. Babasının ölümü gibi kendi hastalığı da çok ani gelişti ve romana yansıması da çok kısa sürdü. Bu noktada roman, daha uzun olsaydı, çok daha etkileyici -bu haliyle etkileyici değildi demiyorum asla- olabilirdi diye düşünüyorum. Meltem'in dediği gibi Kürk mantolu madonna'yı anımsatıyor kitap, Clara ile Maria Puder; Raif ile de İsyan karakterleri birbirlerine benziyorlar. Ortak noktaları ayrılık ve melankoli.
ataç ikon Doğu'nun Limanları
8.6 (337 oy)
0 yorum
Emre

Emre

@zwangen

4.

Son nefesini huzurla veriyorsan, alçaksın.
Son sözün itiraf olmalıdır, son nefes verilmez gönül rahatlığıyla.
"Seni böyle seviyorum" diyenlerden kork.
"Öyle"nden tiksinmektedir zira.
ataç ikon Har
8.3 (27 oy)
1 yorum
dcd (@dcd)
Kitap okurken biraz yordu. Anlatım uslubunden olsa gerek öyle akıcı bir anlatım ve elinize aldığınızda 50 - 60 sayfa bir solukda okumayı beklemeyin. Genel olarak fena değil 10/5
01.05.17 beğen cevap
Emre

Emre

@zwangen

".. ancak iki şekilde ölünebilir; ya savaş alanında, ya da yıldızları seyrederken.."
0 yorum
Emre

Emre

@zwangen

İletişim tarafından hazırlanan "sanat manifestoları" ile birlikte manifestolar konusunu araştıranlara kaynak olabilecek bir kitap.
Dada 1. Dünya Savaşı’nın mülteci ve kaçakları tarafından Zürih’te kurulmuştur. Burjuva toplum değerlerini reddeder. Sanatı ve edebiyatı ortadan kaldırmaya geleneksel kültür anlayışına balya vurmaya çalışır. Dada manifestosu, mantığın tamamen ortadan kaldırılmasını talep eder. Tristian Tzara’ya göre mantık daima yanıltıcıdır.
ataç ikon Dada Manifestoları
7.5 (4 oy)
0 yorum
Emre

Emre

@zwangen

Bedri Baykam, bir televizyon programında Kemik romanını anlatırken dikkatimi çekmişti. Roman da mı yazıyor bu adam demiştim. Kitabın bir bölümünde 11 eylül saldırılarını öngördüğü bir bölüm olduğundan bahsediyordu. Kitap bu saldırıdan önce yazılmıştı. öngörüyü şu şekilde açıklıyordu: "Çok büyük bir haber yayınlanmalıydı haber programlarında. Dünyanın en büyük metropolünü düşündüm (Manhattan). buradaki en büyük mimari yapıyı (dünya ticaret merkezi), ve buraya dünyanın en büyük taşıtı (boeing jumbo jet) çarpacaktı."
Merak edip alıp okudum. erotik bir roman demek hafif kalırdı.zira , pornografi kitabın başından ilk bölümün sonuna kadar (ki en az 30 sayfa) beni çarptı.
--spoiler--
kitap bir asansör sahnesiyle başlıyor. iki erkek ve bir kadın bir asansör fantezisi gerçekleştiriyor. kitabın ortalarına doğru, zengin işadamı, şantaj yaptığı sekreterine, para karşılığında bir balığı vajinasına sokması teklifini sunuyor.
--spoiler--

kitabın bir dönem yasaklı olduğu bilgisini de vereyim. edebi açıdan orta düzey bir roman. Selim Targan karakteri profesyonelce yaratılmış. Kitabın içerisine serpiştirilmiş teknolojik ürünler (dreamrecorder örneğin) kitaba ütopik bir hava katıyor. "Olgun Yetişkinlere Bir Roman" şeklinde bir altbaşlığı var. meraklısına : )
ataç ikon Kemik
6 (11 oy)
0 yorum
Emre

Emre

@zwangen

İzlemek, müdahale etmeden izlemek, bakmak, görmek dolaylı bir onaylama mekanizmasından başka bir şey değil. Modernlik sonrası dünyanın medyayı kullanma biçimi tam da bu ikili işleve dayanmakta. Kötülük gizlendiği ölçüde kaynağına zarar verebilir. Onaylanmamış kötülük sadece sahibine aittir. Kötülük sahibi olmak başlangıçta iktidarla mümkündür ancak sürdürülmeye muhtaç bir iktidardır bu. Sonsuza genişlemekten başka stratejisi olamaz kötülüğün. Dolayısıyla yırtıcı, iktidarını bir biçimde seyirlik hale getirmek zorundadır. Bir kez seyirlik hale gelen iktidar izleyicinin onayını alır. Onaylamak, gönüllü yapılan bir eylem değildir. İzleyicinin, güçsüzlüğünü ve etkisizliğini kavradığı anda yaşadığı psikolojik bir dönüşümdür. Bu süreç kötünün güçlüye ve haklıya dönüştürülmesi ile tamamlanır. Onaylamamanın tek yolu karşı kuvvet oluşturmaktır. İzleyici bunu yapacak erke sahip olmadığını anladığı anda kötülüğü onaylamanın anaforuna kapılmak üzere olduğunu hisseder; psikolojik bütünlüğünü korumak için bu durumla başa çıkacak bir strateji/bir açıklama bulmak zorunda kalır. Yırtıcının iktidarı bu şekilde haklı bir duruma dönüşür izleyicinin zihninde. Bir başka deyişle önce onay gelir, ardından açıklama. Bu, izlemenin ilk işlevidir.
İkinci işlev birincisi kadar belirleyici olmasa da önemlidir. İzlemek, tanık olmak yırtıcının iktidarının altını oyuyormuş gibi bir etki yaratır. Kötülüğün ifade edilmesi ile kötülüğün bertaraf edileceği varsayımının zihinlerde gücünü korumasından ileri gelir bu durum. Kötünün çoğunluğun eliyle cezalandırılacağı düşüncesi arkaik olmakla birlikte tazeliğini henüz yitirmemiştir. Modern yaşam bu tür bir adalet anlayışını çoktan tasfiye etmiştir. Eylemliliği budanmıştır. Linç yasadışıdır. Ancak beklentisi her dem tazedir. Hep bir son umuttur. Tıpkı yırtıcının iktidarının bir gün devrileceğine duyulan çocuksu inanç gibi. İşte izlemenin ikinci işlevi bu arkaik inançların sömürüsüne dayanır. “İlan edilen kötülüğün sonu yakındır” izlenimi yarattığı için iktidarın altını oyuyorMUŞ gibi görünür. Oysa kaybeden sadece izleyicidir, seyirlik hale gelen hep kazanır.
0 yorum
Emre

Emre

@zwangen

...Çözünüp ayrışmaya başlamış giysiler giymeyi seviyorum. Giysilerin epriyip yıpranması sayesinde kişi (hızlıca ve kabaca düşünürsek) kendi yok oluşuna da aşina olur, giderek epriyen giysileriyle üstünde taşıdığı yok oluşu, adım adım hayatına girer. İnsanların eskimiş giysilerini atmaya bu kadar hevesli olması, lime lime olmuş giysilerin işaret ettiği o süreçleri inkar etmelerinin bir göstergesi bana göre...
0 yorum
Emre

Emre

@zwangen

... Derken, sokağın bi başka sokağa açılan ucunda bağrışmalar, koşuşturmalar, çığlıklar...Oraya yöneliyorum merakla, insanlar toplanmış bir noktada, kadınlar ağıt, çocuklar ağlama yarışında... Yaklaşıyorum o noktaya, zar zor başımı sokuyorum kalabalığın arasına... Orta yaşlı bi adam, yüzükoyun yatıyo yerde, uyuyo sanki, sırtıyla rüya görüyo, kan fışkıran sırtıyla... Öyle hevesli fışkırıyo ki kan ve İçsur'un sokakları öyle dar ki, dolduruyo kan sokağı...Adamın yanında kocaman bi satır, bi naylon torba, torbada üç elma, demek altı çocuğu var adamın, bütün elma yiyebilen çocuk yok bu civarda... Yüzleri poşulu gençler koşup geliyo yanımıza, talimatları sert, açılın diyolar, açılın boşaltın burayı...Açılıyo kalabalık, bazıları dosdoğru evlere, tez kapılar kapatmaya... Gençler kaldırıyolar ölü adamı, buharlaşıyo adam bi anda... Bidonlar yığıyolar ondan kalan boşluğa, lastikler getirip yakıyolar, kalın sopalar çıkarıyolar gömlek altlarından, ucu fitilli şişeler sonra... Bi panzer görünüyo sokağın ucunda, kan sığmıyo, panzer nasıl sığıyo bu sokaklara...
ataç ikon Har
8.3 (27 oy)
0 yorum
Emre

Emre

@zwangen

Manifesto Fransız devrimi ile doğar. Devrimin getirdiği özgürlük, eşitlik, kardeşlik düşüncesi ile. Hem siyasal, hem edebi olarak ilk örneğini Komünist Manifesto ile verir.
Komünist Manifesto, sınıfsız bir toplum düşler. Uzmanlığı ortadan kaldırarak herkesin sanatçı ve herkesin siyasetçi olduğu bir ütopya ortaya koyar...
Ütopya, manifestonun bir ilkesidir ve bir komünal toplum düşler. 1789 devrimi, bu ütopyanın gerçekleşebileceği umudunu barındırıyordu.
Manifestolar devrimlerin şiirleri gibidirler. Her avangart hareket, iktidar taleplerini manifestolar ile duyururlar. Manifestolar toplumsal ayaklanmaların edebiyatını oluştururlar. Sanat devrim yapabilir. Çünkü sanatta egemen olan hayalgücü, duyular ve duygulardır. “Yeni hayat” sanatın özüdür.
Devrim sosyalist ütopyadan etkilenir. Avangardın kurucusu Saint Simon, sanayicilere ve bilim adamlarına “sizin avangardınız biz sanatçılar olacağız. Çünkü en ani ve en hızlı etki eden güç sanatın gücüdür. İnsanların hayal gücü ve duyularına hitap ettiğimiz için her zaman en kuvvetli ve en kararlı etkiyi biz yaratırız” demiştir.
Andre Breton der ki: “kamunun onayından bir veba gibi kaçının. Zira kamu modernlik icadı bir mittir. Kamusal alan hayatı maniple eder.”
Sürrealist manifesto ile sürrealistler batı düşüncesinin bayağılığını teşhir eder. O nedenle aile, din, vatan düşüncelerinin boşa çıkarılması için çabalarlar. II.Dünya savaşı sonrasında tırmanan milliyetçiliğe ve Alman düşmanlığına karşı çıkarlar. “Bizler pozitivist rasyonalizme karşı tek panzehiri Alman felsefesinde bulduk. Bu da diyalektik materyalizmdir." Hegel, Marx, Freud ve Alman avangart hareketi tanırlar. Çünkü onlar vatansızdırlar. Kozmopolit ve enternasyonalisttirler.
Dada 1. Dünya Savaşı’nın mülteci ve kaçakları tarafından Zürih’te kurulmuştur. Burjuva toplum değerlerini reddeder. Sanatı ve edebiyatı ortadan kaldırmaya geleneksel kültür anlayışına balya vurmaya çalışır. Dada manifestosu, mantığın tamamen ortadan kaldırılmasını talep eder. Tristian Tzara’ya göre mantık daima yanıltıcıdır.
Manifestolar sembolistler ve şairler tarafından yazılmıştır. Bunlar 20. yy Sanat tarihinin en sahici belgeleridir. Çağdaş eleştirel düşüncenin temeli de bu manifestoların yürüttüğü inatçı muhalefettir. Dil, yeni tanrıdır. Sürrealizm, dil ile ilgili kapsamlı çalışmalardan; deliliğin, arzunun, cinselliğin, psikanalizin araştırılması ile doğmuştur. Lacan, sürrealist dergi Minotaur’da yazılar yazar. Baudrillard, sahip olduğu radikalliği situasyonizme bağlar.
Alain Badiou “sanat, maddi bir çıkarma işleminin sonlu araçlarıyla sonsuz bir öznel dizinin üretilmesidir” der. İnestetik’te ortaya attığı düşünce, Hegel’in düşüncesi olan “sanatın felsefeye dönüşerek kaybolması” teorisine karşı sanatın özerk eylem gücünü, politik etkinliğini ön plana çıkarmaktır. Sanatın duygusal saflığını, sanatın gerçekliğinin yerini alma eğilimindeki bir estetik söylemin etkisinden kurtarmaya çalışır. “Sanat da felsefe gibi hakikat üretir.” der.
Sex Pistols, 1976’da punk hareketini kurar. Amaçları müzik endüstrisini parçalamaktır. Herkesi sanat yapabileceklerine inandırmak isterler. Müzik manifestoları ile sesin siyasetini örgütlerler. Situasyonistlerden, dadacılardan, Baudlaire’den etkilenmişlerdir.
Letrist manifesto, Breton’un baskıcı yönetimine karşı çıkan ve Sürrealizmin ekirdeğini oluşturan Dada’ya dönüşü savunan İsdaire İsou tarafından oluşturulur.
Allen Kaprow 1966’da Happeningler ile tanınır. Fluxus’un çıkmasına öncülük eder. Happening’ler gündelik hayat temsilleridir. Sanatın gündelik yaşamla ilişkilenmesini öngörür.
“Bir zamanlar sanatın görevi iyi sanat yapmaktı. Şimdi ise herhangi bir şekilde sanat yapmaktan kaçınmaktır. Bir zamanlar sanatçı eleştirmene hitap ederdi. Şimdi eleştirmen sanatçıya hükmediyor.”
John Cage , “müzik amaçsız bir oyun ve yaşamı evetleme yoludur.Hayata uymanın yollarından birisidir. Bizim yaşam biçimlerimizle yaptığımız yeniden anarşistçe nefes almaktır” der.
Situasyonist hareket , yeni bir sanatsal avangart, hem de gündelik hayatı özgürce yapılandırma yolu üzerinde deneysel bir araştırmadır. Devrimin politik ve kuramsal inşaasına bir katkıdır. Avangardın görevi deneyimleri ve insanları bir araya getirmektir. Gelecekteki devrimci çağın hamlelerine ortam hazırlamaktır. Kültür üreticilerinin örgütlenmesini önerir. Katılımı vurgular. Tek yanlı sanata karşı diyalog ve etkileşim sanatı sunar.
“Bizi gerektiği gibi anlamayanlara azami hoşgörüyle şunu söylüyoruz: sizin muhtemelen yargıladığınızı sandığınız situasyonistler, bir gün sizi yargılayacak. Sizi yoksunluk dünyasının tüm biçimlerinin karşı konulmaz olarak ortadan kalkacağı dönemeçte bekliyor olacağız. Bunlar bizim hedeflerimiz ve insanlığın gelecekteki hedefleri olacak.”
Guy Debord – situasyonist manifesto

* yazı, kitabın çok kısa bir özeti niteliğinde. "manifestolar" hakkında hazırladığım bir makaleden kitapla alakalı olan kısımlarını ekledim. ilginizi çekecek bir diğer kitap için bkz: dada manifestoları
0 yorum
Emre

Emre

@zwangen

"Nurilerle doluydu koğuş." diye başlar kitap. daha ilk sayfadan itibaren insanı yüreğinden yaralar.

"Su küpünün üzerinde, kalınca bir tutamağı olan dört köşe tahtadan bir kapak. Kapağın üzerinde duran maşrapayı gelen geçen küpün içine daldırıp çıkarıyor, başına dikip içiyor, kapağın üzerine bırakıp gidiyor.
Yediğin üç parça tuzlu peynir, içini kavurmuş, susamışsın. Ama herkesin ağzına dayadığı o maşrapayla herkesin içine dalıp dalıp çıktığı o küpteki sudan içmek, o anda çok güç görünüyor sana. Başka bir su içme yolu bulamayacağına göre sen de sonunda herkes gibi o maşrapayı küpteki görünmez suya daldırıp başına dikeceksin; anlıyorsun bunu."

--spoiler
Yaralısın romanını, 1984 romanına çok benzetirim bu paragrafı okuduğumda. çünkü iki roman da bir olumlama ile bitmez. 1984'te, winston smith, gördüğü işkencelere dayanamayıp en sonunda "büyük biraderi seviyorum" der. Aynı şekilde yaralısın'da da son kısım, anlatıcının maşrapayı küpe daldırıp su içmesiyle biter.o da artık bir nuri'dir.
--spoiler--

Nurilerden biri ilk kez adını soruyor sana. Sesini kısıyorsun, fısıldar gibi:
"Nuri" diyorsun yavaşça. "Nuri"
ataç ikon Yaralısın
8.6 (28 oy)
0 yorum
Emre

Emre

@zwangen

Sağ kulağım tıkalı ve kalp atışlarımı kafamda hissediyorum.Sanki bir saatli bomba,dakikalar sonra kafamı patlatacakmış gibi,dehşet içinde bekliyorum..
Ses,kafamda yankılanmaya devam ediyor.Birazdan öleceğim,fakat bunun, tam olarak ne zaman gerçekleşeceğini kestiremiyorum.Kontrolün elinden tamamen kaybolması duygusu ile başbaşayım.
..
Bir an olsun duraksadım.Nerede olduğumu düşündüm,çevreme bakındım ve tamamen yalnız olduğumun bilincine varıp korkularıma esir oldum.Kafamdaki tik-taklara hızlanan nefes alışlarım eklendi...
Şimdi de peşime takılan yabani hayvanları hayal ediyorum..
ve işte beklediğim an..
heryer karanlık,ilerliyorum.
Nefes alışlarım yavaşlıyor.Sanırım onları atlattım.Fakat hala yalnızım.Bilinmezin içinde kör olmuşcasına ilerliyorum.Daha fazla korkmamak için ayağıma takılan nesnelere bakmamaya çalışıyorum,cansız olduklarını düşünmek içimi rahatlatıyor.
işte,bir tanesine takılıp yere kapaklandım.Bir ağacın topraktan fışkıran köklerinden birisine.
Ağaç uyanıyor.
Suratıma düşen solmuş yaprak ve kırılan dal parçalarından kaçamıyorum.
Buraya nasıl geldiğimi sormama fırsat vermeden "sadece aptallar" diyor,
ancak aptalların düşeceği bu boşluğa nasıl geldiğimi,tekrar sormuyorum,nasıl çıkarım da diyemiyorum,
çünkü bilge ağaç,soluğumu kesecek bir darbe indiriyor karnıma.



ancak aptallar aşık olur diyor,onlar da bunun farkına varamadan ölüp giderler.
"çiçekler"..
elbette mezarların üzerini kapatıp ancak onlar gizler bu aptallıkları.
peki kim dikecek o çiçekleri ; aptalların en büyük hataları,yani yeni aptal adayları.
çiçekler döngüye tohum ekecekler.
sonsuzluk,mutlak son uzak görünecek,
aptalların çabası,çiçeklerin doğası bu..
aşk çaba ister,ölmek için sadece doğmak yeter.
...
insan yalnızca kendini sever diyor bilge ağaç.birini severken bile kendini seversin.gövdesini gösteriyor.kazıdığın ilk baş harf her zaman kendininkidir diyor,öteki de,bilirsin mecburiyetten.

bencillik değil , olsa olsa bensevidir,
aşk bir edim değil bir özlemdir.aşık olunan her insan da mezarının başında ağlanacağının garantisi.
peki figüratif tablolar mı daha fazla şey anlatır insana,yoksa sade bir peyzaj,yeter mi bu iş için..
ölümü anlatan en güzel tablolar içinde insan olmayanlardır.
yalnızlık da zaten,içi boş bir kalpten başka ne ki..
..
Tik-taklar susuyor,içimi kaplayan huzura,ışığa doğru yürüyorum.
1 yorum
Selenay (@selenay)
"aşk çaba ister,ölmek için sadece doğmak yeter."
Bir kitapta olsa altı çizilmeden geçilmezdi :)
17.08.15 beğen cevap